Genel

İnsan Bazen Güçlü Görünür

Bir taş köprü düşün…

Yıllardır aynı yerde durur.
Üzerinden insanlar geçer, yükler taşınır, bazen fırtına olur, bazen sel.

Köprü hep ayaktadır.

Ama kimse köprünün altındaki suyun yıllar içinde taşları nasıl yavaş yavaş aşındırdığını görmez.

İnsan da bazen böyle güçlü görünür.

Dışarıdan bakıldığında sağlamdır.
Hayatın yükünü taşır, sorumlulukları üstlenir, herkes ona güvenir.

Ama güçlü görünen insanların kalbinde bazen sessiz bir yorgunluk dolaşır.

Terapi odasında bazen çok tanıdık bir cümle duyarım:

“Ben güçlü olmak zorundayım. Çünkü başka seçenek yok.”

Bu cümle aslında bir tercih değil,

erken yaşlarda oluşmuş bir iç kuraldır.

Terapi odasında bu “güçlü olma hali” çoğu zaman bir özellik değil,

bir öğrenilmişlik olarak çıkar karşımıza.

Bu cümle çoğu zaman bir gurur değil, bir yük taşır.

Psikanalitik yaklaşımlar, özellikle Donald Winnicott, çocuğun duygularının yeterince karşılanmadığı ortamlarda

false self (sahte kendilik)” geliştirebileceğini söyler.

Çocuk o an şunu öğrenir:

Gerçek halimle var olmak güvenli değil.

O zaman uyum sağlamalıyım.

Bazıları uyum sağlamak için sessizleşir.

Bazıları ise güçlüleşir.

Güçlü görünen insanların hikâyesi çoğu zaman burada başlar.

Evde bir şeyler yolunda gitmediğinde

duygusunu değil çözümü öne koyan çocuk…

Ağlamak yerine toparlayan…

dağılmak yerine kontrol eden…

Zamanla bu bir kimliğe dönüşür.

Ve dışarıdan şu şekilde görünür:

“Ne kadar güçlü biri.”

Ama içeride çoğu zaman farklı bir deneyim vardır.

——————

Bir danışanım bir gün şöyle demişti:

“Evde herkes bana bakıyor. Annem üzülünce ben toparlıyorum. İşte sorun çıkınca ben çözüyorum. Arkadaşlarım dertlerini bana anlatıyor… Ama ben yorulduğumda kime gideceğimi bilmiyorum.”

Bunu söylerken gözleri dolmuştu.

Çünkü bazen güçlü görünen insanlar
başkalarına sığınak olurken
kendileri için bir sığınak bulamazlar.

Hayatta bazı insanlar küçük yaşlardan itibaren güçlü olmayı öğrenir.

Evde sorun olduğunda sessiz kalmayı…
Başkalarını üzmemek için kendi duygularını geri çekmeyi…
Her şeyi kontrol altında tutmayı…

Zamanla bu bir alışkanlığa dönüşür.

Ve insanlar onları hep aynı şekilde görmeye başlar:

“Sen güçlü birisin, sen halledersin.”

Oysa güçlü olmak bazen sadece dayanmayı öğrenmek demektir.

Bu çok kritik bir noktadır.

Çünkü güçlü olmak zamanla sadece başkalarına karşı değil,

kişinin kendisine karşı da bir beklentiye dönüşür.

Bir terapi seansında danışanım şöyle demişti:

“Ben ağladığımda insanlar rahatsız oluyor.”

Biraz sustu.

Sonra ekledi:

“Çünkü herkes beni güçlü sanıyor.”Ben yorulduğumu bile kendime söyleyemiyorum.”

O an ona şöyle söylemiştim:

“Güçlü olmak duygularını saklamak değildir.
Bazen güçlü olmak, o duygulara izin verebilmektir.”

Çünkü insan kalbi sürekli dayanacak şekilde yaratılmamıştır.

Dinlenmeye…
anlaşılmaya…
bazen de sadece dinlenmeden ağlayabilmeye ihtiyaç duyar.

Bir danışanım bir gün şöyle söylemişti:

“Ben ağladığımda kendimden utanıyorum.”

Bu cümle, güçlü görünmenin iç bedelini çok iyi anlatır.

Çünkü burada mesele sadece duyguyu yaşamak değil,

duygunun kendisine bile izin verememektir.

Carl Rogers, bir insanın sağlıklı gelişimi için

“koşulsuz kabul”den bahseder.

Ama güçlü olmayı öğrenmiş bireylerde çoğu zaman içsel kabul koşulludur:

“Güçlüysem değerliyim.”

“Dağılırsam kabul edilmem.”

Bu yüzden duygular bastırılmaz sadece,

aynı zamanda yargılanır.

Terapi sürecinde çoğu zaman ilk değişim çok küçük olur.

Danışan ilk kez şunu söyler:

Ben yoruldum.Dağılabilirim…

ve bu ilişki devam eder.

İşte orada gerçek güç oluşur.

———————

Bir fener düşün…

Gece boyunca denizdeki gemilere yol gösterir.
Karanlıkta ışık olur.

Ama o fenerin de sabaha kadar yanabilmesi için
arada korunması, bakım görmesi gerekir.

İnsan kalbi de böyledir.

Herkese ışık olmaya çalışan bir kalp
kendine de ışık tutmayı öğrenmediğinde
yavaş yavaş yorulur.

Terapi odasında bazen danışanlarıma küçük bir şey öneririm:

Gün içinde kendinize şu soruyu sorun:

“Ben şu an gerçekten nasılım?”

Çoğu insan bu soruya ilk başta cevap veremez.

Çünkü yıllarca başkalarının duygularını anlamaya çalışmış,
ama kendi duygularını dinlemeye fırsat bulamamıştır.

Bir ağaç düşün…

Dışarıdan güçlü, kökleri derin.

Ama rüzgâr geldiğinde hiç esnemiyor.

Esnemeyen ağaçlar kırılmaya daha yakındır.

İnsan da böyledir.

Brené Brown kırılganlıkla ilgili şunu söyler:

“Kırılganlık zayıflık değildir, cesarettir.”

Ama güçlü görünmeye alışmış insanlar için

kırılganlık çoğu zaman riskli bir alandır.

Çünkü geçmişte kırılgan olduklarında

karşılanmamışlardır.

—————————


Bir dağ düşün…

Uzaktan bakıldığında çok sağlam görünür.
Rüzgâr ona çarpar, yağmur üzerine düşer, fırtınalar gelir geçer ama dağ hep yerinde durur.

Kimse dağın içindeki küçük çatlakları görmez.

İnsan da bazen böyle görünür.

Dışarıdan bakıldığında güçlü, sakin, her şeyi halleden biri gibi…

Ama bazen o güçlü görünen insanların iç dünyasında sessiz bir yorgunluk dolaşır.

Duygularla temas edebilmek bir zayıflık değil,

psikolojik esneklik göstergesidir.

Bir gün terapi odasında bir danışanım bana şöyle demişti:

“Ben herkes için güçlü olmak zorundaymışım gibi hissediyorum.”

Biraz sustu.

Sonra ekledi:

“Bazen çok yoruluyorum ama bunu kimseye söyleyemiyorum.”

Bu cümle aslında birçok insanın hikâyesidir.

Bazı insanlar hayatın erken zamanlarında güçlü olmayı öğrenir.
Evde herkes üzgünken toparlayan kişi olur.
Bir problem çıktığında çözümü bulan kişi olur.
İlişkilerde sakin kalan, anlayan, tolere eden kişi olur.

Zamanla bu bir rol haline gelir.

Ve herkes o kişiyi hep aynı şekilde görmeye başlar:

“O güçlüdür.”

Ama güçlü görünen insanların da bazen dinlenmeye ihtiyacı vardır.

Bir başka danışanım bir gün şöyle söylemişti:

“Ben ağlayınca insanlar şaşırıyor.”

Bunu söylerken gülümsemeye çalışıyordu.

“Çünkü herkes beni çok güçlü zannediyor.”

Aslında çoğu zaman mesele güçlü olmak değildir.

Mesele, insanın zayıf olabileceği bir alan bulamamasıdır.

Hayatta güçlü insanlar vardır.

Herkes onlara güvenir.
Herkes onların dayanıklı olduğunu düşünür.

Ama güçlü insanların da bazen bir omuza,
bir anlayışa,
bir “yoruldun mu?” sorusuna ihtiyacı vardır.

Çünkü güçlü görünmek ile güçlü hissetmek her zaman aynı şey değildir.

Ve bazen insanın en gerçek gücü
güçlü olmak zorunda olmadığını kabul ettiği yerde başlar.

Güçlü olmak zorunda değilim .

Ben de yoruldum ..

Bu cümle basit gibi görünür.

Ama aslında güçlü olma rolünden

ilk çıkıştır.

————————

Terapi Odasından Küçük Bir Not 🌼

Bazen güçlü görünen insanların en büyük ihtiyacı
biraz dinlenebilecekleri bir yer bulmaktır.

Hayatın yükünü taşıyan kalpler çoğu zaman yardım istemeyi unuturlar.

Sürekli güçlü kalmak, çoğu zaman bir dayanıklılık değil,

öğrenilmiş bir yalnızlıktır.

İnsan kendine şu izni verdiğinde bir şey değişmeye başlar;

“Güçlü olmak zorunda değilim .Yoruldum. Ben de zorlanabilirim.”

Eğer sen de herkese güçlü görünmeye alıştıysan
kendine küçük bir izin ver:

Bugün biraz da sen dinlenebilirsin.

Kendine Sor;

Güçlü görünmeye çalıştığın yerde,

aslında neyi saklıyorsun?

Pamuk Şeker dileğiyle… 🤗

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Randevu Al .