Genel

İnsan Bazen Anlaşılmak İster

Anlaşılmak, sadece dinlenmek değildir.


Bazen insanlar seni gerçekten dinler…


başını sallar, cevap verir, hatta tavsiye bile verir.


Ama yine de içinden bir şey eksik kalır.


Çünkü anlaşılmak, kelimelerin duyulması değil,


o kelimelerin arkasındaki duygunun hissedilmesidir.



Terapi odasında bunu çok net görüyorum.


Danışan anlatıyor…


ama aslında derdi anlatmak değil.


Derdi şu:


“Biri gerçekten hissettiğimi hissedebilsin.”



Bir danışanım bir gün şöyle demişti:


“Ben konuşuyorum ama herkes kendi penceresinden yorum yapıyor.”


Bu cümle çok şey anlatır.


Çünkü anlaşılmadığımızda çoğu zaman


karşımızdaki insan bizi dinlemez,


bizi kendi zihninden geçirir.


Ve biz o an şunu hissederiz:


“Benim olduğum hal, olduğu gibi karşılanmıyor.”



Bazen bu his çok eskiden gelir.


İnsan büyür…
Ama o küçük öğrenmeler büyümez,
içeride kalır.


Bazen çocuklukta başlar.



  • Duyguların küçümsendiği bir ortamda büyümek

  • Sürekli “abartıyorsun” denmesi

  • Dinlenmeden büyümek

  • Kendini ifade etmeye alan bulamamak


İnsan bu ortamlarda şunu öğrenir:


“Benim hissettiklerim önemli değil.”


Sonra yetişkin olur…
ama içindeki o küçük çocuk hâlâ anlaşılmayı bekler.


İlişkilerde Nasıl Devam Eder?


İnsan fark etmeden tanıdık olanı seçer.


Kendini yine anlatamadığı ilişkiler…
Yine görülmediği ortamlar…
Yine anlaşılmadığı insanlar…


Ve bir gün şöyle der:


“Ben neden hep böyle insanları buluyorum?”


Aslında bu bir tesadüf değildir.


İnsan bazen alıştığı duygunun içinde kalır.


Terapi odasında bir danışanım bir gün şöyle demişti:


“Ben konuşuyorum ama sanki kimse beni gerçekten duymuyor.”


Biraz daha ilerledik…


Çocukluğunda çok konuşan biriymiş.
Ama evde çoğu zaman “abartıyorsun”, “geç bunları” gibi cümleler duymuş.


Zamanla ne olmuş biliyor musun?


Kendini anlatmaktan vazgeçmemiş…
ama anlaşılmayı beklemekten vazgeçmiş.


Çocukken üzülürsün…


“abartıyorsun” denir.


Bir şey anlatırsın…


“boş ver” denir.


Sevinirsin…


ama kimse senin kadar önemsemez.


Yavaş yavaş şunu öğrenirsin:


Benim hissettiğim şeyler tam olarak yer bulmuyor.


Ve bu öğrenme büyür, yetişkinliğe gelir.


Sonra ilişkilerde aynı şeyi yaşamaya başlarsın.


Anlatırsın…


ama eksik kalır.


Kendini ifade edersin…


ama karşılık bulmaz.


Bir noktadan sonra insanın içinden şu geçer:


“Ben galiba anlaşılması zor biriyim.”


Oysa çoğu zaman mesele bu değildir.


Mesele, seni gerçekten duymaya hazır birinin olup olmamasıdır.



Terapi odasında bazen çok küçük bir an olur.


Danışan bir şey anlatır…


ben sadece dinlerim.


Ama gerçekten dinlerim.


O an danışanın yüzünde küçük bir değişim olur.


Bir rahatlama…


bir gevşeme…


Ve sonra şu cümle gelir:


“İlk defa biri beni böyle anladı.”


Aslında değişen şey çok büyük değildir.


Ama his çok büyüktür.


Çünkü anlaşılmak, insanın kendini yalnız hissetmediği yerdir.



Şunu da görüyorum:


İnsan anlaşılmadıkça


ya kendini daha çok anlatmaya başlar


ya da tamamen susar.


İki uç… ama aynı ihtiyaç.



Bazen insanın kendine sorması gereken şey şu olur:


Ben gerçekten anlaşılmaya çalıştığım yerde mi kalıyorum,


yoksa beni anlayabilecek insanlara mı yaklaşıyorum?


Çünkü herkes anlayamaz.


Ve bu, senin anlatamadığın anlamına gelmez.



İyileşmek Mümkün mü?


Evet. Ama yavaş yavaş.


İyileşmek çoğu zaman büyük değişimlerle değil,
küçük farkındalıklarla başlar.


Mesela…


Kendine şu soruyu sormak:
“Ben şu an gerçekten ne hissediyorum?”


Çünkü anlaşılmak, önce insanın
kendi duygusunu kendisinin anlamasıyla başlar.


Küçük Ama Gerçek Adımlar



  • Herkese anlatmak zorunda değilsin.
    Seni gerçekten dinleyen birkaç kişi yeterlidir.

  • Anlaşılmadığın yerde kendini zorlamayı bırakabilirsin.
    Çünkü bazı insanlar duymaya hazır değildir.

  • Duygularını küçümseyen bir iç sesin varsa
    onun sana ait olup olmadığını fark edebilirsin.
    Bazen o ses geçmişten gelir.

  • Kendini ifade etmek öğrenilebilen bir şeydir.
    Küçük küçük başlar.


“Şu an üzgünüm.”
“Bu bana iyi gelmedi.”
“Ben böyle hissediyorum.”


Bu cümleler küçüktür ama çok güçlüdür.


Bir radyo düşün…


Frekans doğru değilse
ne kadar konuşursan konuş
ses karşıya bozuk gider.


İnsan da böyledir.


Doğru yerde, doğru insanlarla
kendini daha net ifade edebilir.


Terapi Odasından Küçük Bir Not🤗


Anlaşılmak sadece başkalarının seni duyması , doğru kelimeleri bulmakla ilgili değildir.


Bazen insanın en büyük ihtiyacı
kendi duygusunu küçümsemeden
kendine kulak verebilmesidir.


Kendine Sor


Hayatında seni gerçekten hisseden biri var mı,


yoksa sadece seni dinleyen insanlar mı?


Kendini anlatmaya çalıştığın yerde mi kalıyorsun,
yoksa seni gerçekten duyabilen insanlara mı yöneliyorsun?


Pamuk Şeker dileğiyle… 🍬

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Randevu Al .