ŞEMALARINIZI KEŞFEDIN
TERK EDİLME ŞEMASI
Bazı insanlar için sevgi hiçbir zaman tam anlamıyla güvenli değildir.
Birine bağlandıklarında yalnızca yakınlık hissetmezler; aynı anda kaybetme korkusu da hissederler.
Çünkü zihinlerinde sevgi ile kayıp birbirine karışmıştır.
Devamını Oku →
TERK EDİLME ŞEMASI
Bazı insanlar için sevgi hiçbir zaman tam anlamıyla güvenli değildir.
Birine bağlandıklarında yalnızca yakınlık hissetmezler; aynı anda kaybetme korkusu da hissederler.
Çünkü zihinlerinde sevgi ile kayıp birbirine karışmıştır.
Terk edilme şeması, kişinin sevdiği insanların bir gün onu bırakacağına, uzaklaşacağına ya da duygusal olarak artık yanında olmayacağına dair taşıdığı derin korkudur.
Bu korku çoğu zaman yalnızca düşünce değildir.
Bedensel olarak hissedilir.
Bir mesajın geç gelmesi…
Ses tonunun değişmesi…
Eskisi kadar ilgi göstermemesi…
Küçük bir uzaklık…
Bunlar başka biri için sıradan olabilir.
Ama terk edilme şeması olan biri için içeride alarm sistemi çalıştırır.
Çünkü o anda yalnızca bugünü yaşamaz.
Geçmişte hissettiği kaybolma duygusu yeniden canlanır.
Bu insanlar çoğu zaman çocukluklarında duygusal güveni tam olarak hissedememiştir.
Bazen gerçekten terk edilmişlerdir.
Bir ebeveyn gitmiştir.
Boşanma yaşanmıştır.
Kayıp olmuştur.
Bazen fiziksel terk edilme olmamıştır ama duygusal olarak yalnız bırakılmışlardır.
Bir gün çok ilgili olan ebeveynin ertesi gün tamamen uzak olması…
Duygusal gelgitler…
Tahmin edilemeyen davranışlar…
Çocuk zihni için güven duygusu tutarlılıkla oluşur.
Ve tutarlılık olmadığında çocuk şunu öğrenir:
“İnsanlar kalıcı değildir.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi sürekli tetikte yaşar.
İlişkilerde:
- yoğun bağlanma,
- terk edilme korkusu,
- kıskançlık,
- aşırı hassasiyet,
- sürekli güvence isteme
görülebilir.
Ama bazen tam tersi olur.
Bazı insanlar terk edilme korkusuyla kimseye gerçekten yaklaşamaz.
Çünkü bağ kurarlarsa acı yaşayacaklarına inanırlar.
Bu yüzden:
- duygusal mesafe koyabilirler,
- ulaşılamayan insanları seçebilirler,
- ilişki ciddileştiğinde uzaklaşabilirler.
Çünkü bazen insan en çok ihtiyaç duyduğu şeyden korkar.
Terk edilme şemasında kişi çoğu zaman yalnızlıktan değil, yeniden o eski acıyı yaşamaktan korkar.
Ve çoğu zaman partnerine değil, geçmişteki yarasına tepki verir.
Bir tartışma onun için yalnızca tartışma değildir.
İçeride çok daha eski bir duygu uyanır:
“Yine yalnız kalacağım.”
Bu kişiler bazen ilişkilerde kendilerini kaybedebilirler.
Karşı tarafın sevgisini kaybetmemek için:
- aşırı fedakâr olabilir,
- sürekli alttan alabilir,
- kendi ihtiyaçlarını bastırabilirler.
Çünkü ilişkideki en büyük korkuları:
“Gitmesi.”
Fakat paradoksal şekilde, bu yoğun korku bazen ilişkinin kendisini zorlayabilir.
Sürekli onay ihtiyacı…
Yoğun kaygı…
Aşırı hassasiyet…
Karşı tarafı yorabilir.
Ve kişi tam korktuğu şeyi yaşamaya başlayabilir.
Bu da şemayı daha da güçlendirir.
Şema terapiye göre insan zihni tanıdığı duyguyu tekrar etmeye eğilimlidir.
Bu yüzden terk edilme şeması olan kişiler bazen bilinçsizce:
- tutarsız,
- uzak,
- bağlanma sorunu yaşayan
insanlara çekilebilir.
Çünkü zihin için tanıdık olan şey güvenli hissedilir, sağlıklı olmasa bile.
Terk edilme şeması yalnızca ilişkileri değil, kişinin kendilik algısını da etkiler.
Bazı insanlar tek başına kaldıklarında kendilerini boşlukta hissederler.
Çünkü içsel güven duyguları yeterince gelişmemiştir.
Ve bu yüzden başka birinin varlığına tutunarak güvende hissetmeye çalışırlar.
Ama şema terapinin temel amacı tam da burada başlar:
Kişinin güven duygusunu yalnızca başkalarının varlığına bağlamadan geliştirebilmesi.
Çünkü iyileşme yalnızca:
“Kimse beni bırakmayacak.”
duygusu değildir.
Bazen iyileşme:
“Bırakılsam bile artık tamamen dağılmam.”
hissinin oluşmasıdır.
Şema terapide terk edilme şeması çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü ilişkileri değil, çocuklukta yaşadığı bağlanma deneyimleri de ele alınır.
Çünkü bazı yetişkinlerin iç dünyasında hâlâ korkmuş bir çocuk vardır.
Ve o çocuk yıllarca şunu hissetmiştir:
“Tek başıma kalırsam güvende değilim.”
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Bugünkü korkularının bir kısmı bugüne ait değildir.
Bazı duygular geçmişten taşınmaktadır.
Ve insan bunu fark etmeye başladığında ilişkilerde verdiği tepkiler de değişmeye başlar.
Çünkü artık her uzaklaşmayı terk edilmek olarak algılamaz.
Her sessizliği kayıp gibi hissetmez.
Zamanla kişi ilk kez şunu deneyimlemeye başlar:
Yakınlık korkuyla değil, güvenle de mümkün olabilir.
GÜVENSİZLİK / KÖTÜYE KULLANILMA ŞEMASI
Bazı insanlar için dünya güvenli bir yer gibi hissedilmez.
İnsanlara yaklaşmak, tamamen rahatlatıcı bir deneyim değil; aynı zamanda tetikte olunması gereken bir durumdur.
Çünkü zihnin derinlerinde şu inanç vardır:
“İnsanlar sonunda incitir.”
Devamını Oku →
GÜVENSİZLİK / KÖTÜYE KULLANILMA ŞEMASI
Bazı insanlar için dünya güvenli bir yer gibi hissedilmez.
İnsanlara yaklaşmak, tamamen rahatlatıcı bir deneyim değil; aynı zamanda tetikte olunması gereken bir durumdur.
Çünkü zihnin derinlerinde şu inanç vardır:
“İnsanlar sonunda incitir.”
Güvensizlik / kötüye kullanılma şeması, kişinin başkalarının onu bilinçli şekilde kıracağına, kullanacağına, aldatacağına, manipüle edeceğine ya da zarar vereceğine dair taşıdığı derin beklentidir.
Bu kişiler çoğu zaman yalnızca “güvensiz” değildir.
Aslında geçmişte güven duyguları ciddi şekilde yaralanmıştır.
Bazı insanlar çocukken sevgiyi görmemiştir.
Bazıları ise sevgiyi görmüş ama aynı zamanda korkuyu da yaşamıştır.
Bazen:
- aşağılanmışlardır,
- duygusal olarak manipüle edilmişlerdir,
- kandırılmışlardır,
- sert şekilde cezalandırılmışlardır,
- istismar yaşamışlardır,
- güven duydukları kişiler tarafından hayal kırıklığına uğratılmışlardır.
Çocuk zihni için en sarsıcı şeylerden biri, korunması gereken kişinin aynı zamanda zarar veren kişi olmasıdır.
Çünkü çocuk için dünya önce ebeveyn üzerinden anlam kazanır.
Ve çocuk şunu öğrendiğinde:
“Yakın olduğum insanlar bana zarar verebilir.”
zihin sürekli tetikte yaşamaya başlar.
Bu yüzden bu şemaya sahip kişiler ilişkilerde tam anlamıyla gevşeyemezler.
Birine yakın hissetseler bile içlerinde görünmeyen bir alarm sistemi vardır.
Bazıları sürekli karşı tarafın açıklarını arar.
Bazıları kolay kolay güvenemez.
Bazıları insanların davranışlarının altında gizli bir niyet arar.
Çünkü geçmiş deneyimler zihinlerine şunu öğretmiştir:
“Savunmasız olmak tehlikelidir.”
Bu kişiler bazen ilişkilerde aşırı kontrollü olabilirler.
Çünkü kontrol kaybı, incinme ihtimalini artırır gibi hissedilir.
Bazıları ise tam tersine, tekrar tekrar zarar veren insanlara çekilir.
Bu dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor görünebilir.
“Nasıl oluyor da yine aynı insanları seçiyor?”
Çünkü insan zihni tanıdığı duygusal ortamı tekrar etmeye eğilimlidir.
Ve bazen acı bile tanıdık olduğu için güvenli gelir.
Bu şemaya sahip kişiler ilişkilerde sık sık:
- aldatılma korkusu,
- kullanılma kaygısı,
- manipüle edilme hassasiyeti
yaşayabilirler.
Küçük olaylar bile yoğun güvensizlik yaratabilir.
Bir mesajın saklanması…
Bir şeyin eksik anlatılması…
Bir ses tonu değişikliği…
Zihin hemen tehdit algılayabilir.
Çünkü bu kişiler çoğu zaman yalnızca bugünkü olayı yaşamaz.
Geçmişte yaşadıkları duygular yeniden aktive olur.
Bazen bu şema öfke olarak ortaya çıkar.
Çünkü kişi incinmemek için sertleşmiştir.
“Kimseye güvenmem.”
diyen insanların bazılarının altında aslında büyük bir hayal kırıklığı vardır.
Bazıları duygusal yakınlıktan tamamen kaçabilir.
Çünkü yakınlık onlar için aynı zamanda risk demektir.
Birine gerçekten bağlanmak:
- hayal kırıklığı,
- aldatılma,
- kullanılma,
- terk edilme
ihtimalini de beraberinde getirir.
Bu yüzden:
- mesafeli olabilirler,
- fazla güçlü görünmeye çalışabilirler,
- duygularını saklayabilirler.
Çünkü savunmasızlık onlar için tehlikelidir.
Bazıları ilişkilerde sürekli test eder.
“Beni gerçekten seviyor mu?”
“Acaba yalan mı söylüyor?”
“Bir gün değişecek mi?”
Bu testlerin altında çoğu zaman kontrol etme isteği değil, korunma ihtiyacı vardır.
Çünkü geçmişte korunamamışlardır.
Şema terapiye göre bu kişiler çoğu zaman üç farklı baş etme biçimi geliştirebilir:
1. Teslim Olma
Kişi yine güvenilmez insanlara çekilir.
Kendisini kullanan, manipüle eden ya da değersiz hissettiren ilişkilerin içinde kalabilir.
Çünkü zihni bunu tanıdık bulur.
2. Kaçınma
Kimseye yaklaşmamaya başlar.
Yakınlık kurmaktan kaçınır.
Duygusal mesafe koyar.
Kimseye ihtiyaç duymamaya çalışır.
Çünkü ihtiyaç hissetmek savunmasız hissettirir.
3. Aşırı Telafi
Kişi aşırı sert, kontrolcü ya da saldırgan hale gelebilir.
“Kimse beni kullanamaz.”
pozisyonuna geçer.
Ama bu sertliğin altında çoğu zaman kırılmış bir güven duygusu vardır.
Bu şema yalnızca ilişkileri değil, kişinin dünyayı algılayış biçimini de etkiler.
Bazı insanlar için hayat sürekli dikkatli olunması gereken bir yerdir.
Rahatlamak zordur.
Çünkü zihin sürekli olası tehlikeleri tarar.
Ve insan yıllarca tetikte yaşadığında, bir süre sonra yorgun düşer.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü ilişkileri değil, güven kavramıyla olan geçmiş deneyimleri de ele alınır.
Çünkü güven yalnızca mantıkla kurulmaz.
İnsan bazen birinin güvenilir olduğunu bilir ama yine de rahat hissedemez.
Çünkü beden geçmiş deneyimleri unutmamıştır.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Her insan zarar vermez.
Her yakınlık tehdit değildir.
Ve sürekli tetikte yaşamak zorunda değildir.
Ama bu farkındalık bir anda oluşmaz.
Çünkü bazı insanlar için güvenmek yalnızca karar vermek değil, yeniden risk almaktır.
Ve bazen terapi odasında ilk iyileşen şey, insanın başka birinin yanında ilk kez gerçekten güvende hissedebilmesidir.
Çünkü iyileşme çoğu zaman:
“Kimse bana zarar vermeyecek.”
garantisi değildir.
Bazen iyileşme:
“Zarar görsem bile artık kendimi koruyabilirim.”
duygusunun gelişmesidir.
DUYGUSAL YOKSUNLUK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca anlaşılmamış gibi hissederler.
Kalabalıkların içinde olabilirler…
Seviliyor olabilirler…
İlişkileri olabilir…
Ama yine de içlerinde tarif etmesi zor bir boşluk taşırlar.
Sanki kimse gerçekten onların iç dünyasına ulaşamıyordur.
Duygusal yoksunluk şeması, kişinin duygusal ihtiyaçlarının hiçbir zaman tam anlamıyla karşılanmayacağına dair geliştirdiği derin inançtır.
Devamını Oku →
DUYGUSAL YOKSUNLUK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca anlaşılmamış gibi hissederler.
Kalabalıkların içinde olabilirler…
Seviliyor olabilirler…
İlişkileri olabilir…
Ama yine de içlerinde tarif etmesi zor bir boşluk taşırlar.
Sanki kimse gerçekten onların iç dünyasına ulaşamıyordur.
Duygusal yoksunluk şeması, kişinin duygusal ihtiyaçlarının hiçbir zaman tam anlamıyla karşılanmayacağına dair geliştirdiği derin inançtır.
Bu kişiler çoğu zaman çocukluklarında fiziksel olarak büyütülmüş ama duygusal olarak beslenmemiştir.
Her çocuk yalnızca yemek, kıyafet ve barınma ihtiyacı duymaz.
Bir çocuğun:
- görülmeye,
- anlaşılmaya,
- sakinleştirilmeye,
- şefkat görmeye,
- korunmaya,
- duygularının önemsenmesine
de ihtiyacı vardır.
Bazı çocukların ihtiyaçları karşılanır ama duyguları karşılanmaz.
Ağladığında:
“Abartıyorsun.”
denir.
Korktuğunda:
“Bunda korkacak ne var?”
cevabını alır.
Üzüldüğünde kimse gerçekten yanında olmaz.
Çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Duygularım önemli değil.”
Ve daha da derininde şu inanç oluşur:
“Kimse beni gerçekten anlamaz.”
Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler çoğu zaman bunu çok küçük yaşlarda hissederler.
Evde herkes vardır ama duygusal yakınlık yoktur.
Bazı ebeveynler fiziksel olarak çocuğun yanındadır ama duygusal olarak ulaşılmazdır.
Bazıları:
- soğuktur,
- mesafelidir,
- sevgisini gösteremez,
- empati kurmakta zorlanır.
Bazıları ise kendi problemleriyle o kadar meşguldür ki çocuğun iç dünyasına alan kalmaz.
Çocuk zamanla ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenir.
Çünkü ihtiyaç duyduğunda karşılık alamamıştır.
Bu nedenle yetişkinlikte bu kişiler çoğu zaman:
- kendi duygularını küçümser,
- ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanır,
- yardım istemez,
- güçlü görünmeye çalışır.
Ama içlerinde derin bir yalnızlık hissi vardır.
Ve çoğu zaman bu yalnızlık dışarıdan görünmez.
Çünkü duygusal yoksunluk şeması olan kişiler genellikle:
“Bir şey istememeyi”
öğrenmiş insanlardır.
Bazıları ilişkilerde sürekli veren taraf olur.
Karşı tarafı anlamaya çalışır…
Destek olur…
Dinler…
Ama kendi duygularını anlatmakta zorlanır.
Çünkü bilinçdışında şu inanç vardır:
“Zaten kimse gerçekten karşılamaz.”
Bu nedenle bazen çok şey yaşarlar ama çok az şey söylerler.
Bazıları ise duygusal olarak uzak insanlara çekilir.
Sevgi göstermekte zorlanan, mesafeli ya da ulaşılmaz insanlarla ilişki yaşayabilirler.
Çünkü zihin tanıdığı ilişki biçimini tekrar etmeye eğilimlidir.
Ve bazen kişi çocuklukta alamadığı sevgiyi, yetişkinlikte benzer insanlardan almaya çalışır.
Bu yüzden duygusal yoksunluk şeması olan biri şunu yaşayabilir:
“İnsanlar hayatımda var ama içimde hâlâ yalnızım.”
Bu kişiler çoğu zaman ilişkilerde:
- anlaşılmadıklarını hisseder,
- duygusal olarak eksik kalır,
- derin bağ kurmakta zorlanır.
Ve bazen en çok ihtiyaç duydukları şey şefkat olmasına rağmen, bunu istemekte zorlanırlar.
Çünkü ihtiyaç duymak onlar için kırılgan hissettirebilir.
Bazıları tamamen bağımsız görünür.
“Kimseye ihtiyacım yok.”
derler.
Ama bu bazen gerçek güç değil, yıllarca yalnız kalmaya alışmış olmanın sonucudur.
Çünkü insan uzun süre duygusal olarak karşılanmadığında, zamanla kendi ihtiyaçlarını inkâr etmeye başlayabilir.
Şema terapiye göre bu kişiler genellikle üç şekilde baş etmeye çalışır:
1. Teslim Olma
Kişi yine duygusal olarak uzak insanlara çekilir.
Kendi ihtiyaçlarını karşılamayan ilişkilerin içinde kalır.
Çünkü bu ilişki biçimi tanıdıktır.
2. Kaçınma
İnsanlara yaklaşmaktan kaçınır.
Duygusal yakınlık kurmaz.
Kendisini tamamen işe, başarıya ya da yalnızlığa verebilir.
Çünkü ihtiyaç hissetmek acı verici olabilir.
3. Aşırı Telafi
Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan kişi haline gelir.
Herkesi besler ama kendi duygusal açlığını fark etmez.
Bu kişiler çoğu zaman:
- çok güçlü görünür,
- çok olgun görünür,
- çok kontrollü görünür.
Ama içlerinde görülmemiş bir çocuk taşırlar.
Ve bazen o çocuk hâlâ şunu bekler:
“Birisi beni gerçekten anlasın.”
Şema terapide duygusal yoksunluk çalışılırken kişi yalnızca bugünkü ilişkilerini değil, çocuklukta yaşadığı duygusal eksikliği de fark etmeye başlar.
Çünkü bazı insanlar yalnızca sevgi eksikliği yaşamamıştır.
Anlaşılma eksikliği yaşamıştır.
Ve insan bazen en çok:
“Beni biri gerçekten görüyor mu?”
sorusunda kırılır.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu öğrenmeye başlar:
İhtiyaç duymak zayıflık değildir.
Duygularının görülmesini istemek bencillik değildir.
Ve sevgi yalnızca vermek değildir.
Bazı insanlar hayatları boyunca başkalarının duygularını taşır ama kendi iç dünyalarını kimseye göstermez.
Çünkü yıllarca:
“Nasıl olsa anlaşılmayacağım.”
duygusuyla yaşamışlardır.
Ama iyileşme bazen ilk kez biri tarafından gerçekten hissedildiğini deneyimlemekle başlar.
Ve insan bazen ilk kez terapi odasında şunu hisseder:
“Benim duygularım da önemli.”
KUSURLULUK / UTANÇ ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca içlerinde görünmeyen bir eksiklik hissi taşırlar.
Dışarıdan başarılı olabilirler…
Güzel ilişkileri olabilir…
Takdir edilebilirler…
Ama içlerinde sürekli aynı duygu vardır:
“Ben aslında yeterince iyi değilim.”
Kusurluluk / utanç şeması, kişinin özünde problemli, değersiz, eksik ya da sevilmeye layık olmayan biri olduğuna dair taşıdığı derin inançtır.
Devamını Oku →
KUSURLULUK / UTANÇ ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca içlerinde görünmeyen bir eksiklik hissi taşırlar.
Dışarıdan başarılı olabilirler…
Güzel ilişkileri olabilir…
Takdir edilebilirler…
Ama içlerinde sürekli aynı duygu vardır:
“Ben aslında yeterince iyi değilim.”
Kusurluluk / utanç şeması, kişinin özünde problemli, değersiz, eksik ya da sevilmeye layık olmayan biri olduğuna dair taşıdığı derin inançtır.
Bu yalnızca özgüven eksikliği değildir.
Bu şemada kişi bazen yaptığı şeyleri değil, doğrudan kendisini yanlış hisseder.
Ve çoğu zaman bu duygu çok erken yaşlarda oluşur.
Çocuklukta:
- sürekli eleştirilen,
- aşağılanan,
- küçümsenen,
- utandırılan,
- kıyaslanan,
- sevgiyi koşullu alan
çocuklar zamanla kendilerine şu gözle bakmaya başlar:
“Bende yanlış bir şey var.”
Bazı çocuklar hata yaptığında yönlendirilmez.
Utandırılır.
Bazıları duygularını ifade ettiğinde:
“Saçmalama.”
cevabını alır.
Bazıları olduğu haliyle kabul edilmez.
Sürekli:
- daha başarılı olması,
- daha sessiz olması,
- daha güçlü olması,
- daha mükemmel olması
beklenir.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Olduğum halim yeterli değil.”
Kusurluluk şeması olan kişiler çoğu zaman iç dünyalarında yoğun bir utanç taşırlar.
Bu utanç bazen çok görünmezdir.
Çünkü bazı insanlar utançlarını saklamayı çok iyi öğrenmiştir.
Dışarıdan:
- güçlü,
- başarılı,
- sosyal,
- kontrollü
görünebilirler.
Ama içlerinde sürekli kendilerini saklama ihtiyacı vardır.
Çünkü biri gerçekten yaklaşırsa:
“Gerçek beni görürse gider.”
korkusu ortaya çıkar.
Bu nedenle yakın ilişkiler onlar için hem çok ihtiyaç duyulan hem de korkulan bir şey olabilir.
Bazıları duygusal yakınlıktan kaçabilir.
Çünkü yakın olmak:
- görülmek,
- fark edilmek,
- savunmasız kalmak
demektir.
Ve savunmasızlık onlar için tehlikelidir.
Bazıları ilişkilerde sürekli karşı tarafı memnun etmeye çalışır.
Çünkü reddedilmemek için kusursuz olmaları gerektiğine inanırlar.
Bazıları aşırı başarı odaklı olur.
Çünkü içlerindeki değersizlik hissini başarıyla kapatmaya çalışırlar.
Ama ne kadar başarılı olsalar da içerideki ses susmaz.
Çünkü mesele başarı eksikliği değildir.
Kendilik algısıdır.
Bu kişiler bazen kendilerine dışarıdan bakıldığı kadar iyi davranmazlar.
İç sesleri çoğu zaman çok serttir.
Kendi hatalarını büyütebilirler.
Küçük bir eleştiriyi günlerce düşünebilirler.
Çünkü eleştiri onlar için yalnızca eleştiri değildir.
İçlerindeki eski yaraya dokunur.
Birisi onları reddettiğinde yalnızca üzülmezler.
Kendilerini değersiz hissederler.
Çünkü çocuklukta sevgi ile değer duygusu birbirine karışmıştır.
Bazıları ilişkilerde sürekli terk edilme korkusu yaşar.
Ama aslında derindeki korku bazen şudur:
“Beni gerçekten tanırsa sevmez.”
Bu yüzden:
- kendilerini saklayabilir,
- duygularını bastırabilir,
- sürekli güçlü görünmeye çalışabilirler.
Çünkü gerçek benliklerini göstermenin riskli olduğuna inanırlar.
Şema terapiye göre kusurluluk şeması olan kişiler genellikle üç farklı şekilde baş etmeye çalışır:
1. Teslim Olma
Kişi kendisini değersiz hissettiren ilişkilerin içinde kalır.
Eleştirel, küçümseyici ya da duygusal olarak zarar veren insanlara çekilebilir.
Çünkü bilinçdışında buna layık olduğuna inanır.
2. Kaçınma
Yakın ilişkilerden kaçınabilir.
Kendisini geri çekebilir.
İnsanların onu gerçekten tanımasına izin vermeyebilir.
Çünkü görünür olmak korkutucudur.
3. Aşırı Telafi
Kusursuz görünmeye çalışabilir.
Aşırı başarılı, aşırı güçlü, aşırı kontrollü olabilir.
Çünkü içerideki değersizlik hissini bastırmaya çalışır.
Ama ne kadar güçlü görünürse görünsün, içindeki çocuk hâlâ şunu hissedebilir:
“Ben yeterli değilim.”
Kusurluluk şeması olan insanlar çoğu zaman sevgiyi hak etmek zorunda olduklarına inanırlar.
Oldukları haliyle sevilmek onlara gerçek dışı gelebilir.
Bu yüzden ilişkilerde:
- aşırı çaba gösterebilir,
- sürekli onay arayabilir,
- kendilerini kanıtlamaya çalışabilirler.
Ama insan sürekli kendisini kanıtlamaya çalıştığında yorulur.
Çünkü bir süre sonra kişi artık yaşamaz; sürekli kabul edilmeye çalışır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü ilişkileri değil, çocuklukta oluşan utanç deneyimleri de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar yalnızca eleştirilmemiştir.
Kimlikleriyle utanmayı öğrenmiştir.
Ve utanç insanın yalnızca davranışlarını değil, kendisine bakışını da değiştirir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Kusurlu olmak değersiz olmak değildir.
Hata yapmak sevilmeye engel değildir.
Ve insan yalnızca başarılı olduğu için değil, insan olduğu için değerlidir.
Ama bunu hissetmek bazen yıllar alır.
Çünkü bazı insanların iç sesi yıllarca sevgiyle değil, eleştiriyle konuşmuştur.
Ve bazen iyileşme ilk kez insanın kendisine başka bir gözle bakabilmesiyle başlar.
İlk kez kendisini yalnızca eksikleriyle değil, yaralarıyla da görebilmesiyle…
Çünkü bazı insanlar kötü değildir.
Sadece yıllarca kendilerini yanlış sanmışlardır.
SOSYAL İZOLASYON / YABANCILAŞMA ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini “başka” hissederler.
Bir ortamın içinde olabilirler…
Kalabalıklarla konuşabilirler…
Arkadaşları olabilir…
Ama yine de içlerinde görünmeyen bir uzaklık hissi taşırlar.
Sanki diğer insanlar doğal şekilde bağ kurabiliyorken, onlar görünmez bir camın arkasından hayatı izliyordur.
Sosyal izolasyon / yabancılaşma şeması, kişinin kendisini diğer insanlardan farklı, ait olmayan, dışarıda kalmış ya da yabancı hissetmesidir.
Devamını oku →
SOSYAL İZOLASYON / YABANCILAŞMA ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini “başka” hissederler.
Bir ortamın içinde olabilirler…
Kalabalıklarla konuşabilirler…
Arkadaşları olabilir…
Ama yine de içlerinde görünmeyen bir uzaklık hissi taşırlar.
Sanki diğer insanlar doğal şekilde bağ kurabiliyorken, onlar görünmez bir camın arkasından hayatı izliyordur.
Sosyal izolasyon / yabancılaşma şeması, kişinin kendisini diğer insanlardan farklı, ait olmayan, dışarıda kalmış ya da yabancı hissetmesidir.
Bu insanlar çoğu zaman yalnızca yalnız değildir.
Aidiyet hissini tam olarak yaşayamazlar.
Ve çoğu zaman bu duygu çocuklukta başlar.
Bazı çocuklar:
- dışlanmıştır,
- alay edilmiştir,
- küçümsenmiştir,
- farklı olduğu hissettirilmiştir.
Bazıları evde bile kendisini ait hissetmemiştir.
Ailenin içinde fiziksel olarak vardır ama duygusal olarak “bizden biri” gibi hissedememiştir.
Bazı çocuklar çok hassastır ama yaşadığı ortam bunu anlayamaz.
Bazıları farklı ilgi alanlarına sahiptir.
Bazıları duygusal olarak derindir ama çevresi tarafından anlaşılmaz.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Ben diğer insanlar gibi değilim.”
Bu duygu zamanla yalnızca sosyal ortamlarla ilgili olmaktan çıkar.
Kişinin kimliğinin bir parçası haline gelir.
Bazıları yeni insanlarla tanışırken yoğun kaygı yaşar.
Çünkü içlerinde şu beklenti vardır:
“Beni istemeyecekler.”
Bazıları bir grubun içinde olsa bile kendisini dışarıda hisseder.
Herkes konuşurken onlar içeriden sessizce uzak hissedebilir.
Sanki insanlar görünmez bir bağ kurabiliyordur ama onlar kuramıyordur.
Bu nedenle sosyal izolasyon şeması olan kişiler bazen:
- ortamlardan kaçınabilir,
- geri planda kalabilir,
- yakın ilişki kurmakta zorlanabilir,
- insanlarla arasında görünmez mesafeler bırakabilir.
Çünkü ait olmamayı çok erken öğrenmişlerdir.
Bazıları dışarıdan çok sosyal görünür.
Kalabalıklarla iyi anlaşabilirler.
Ama derinlerde hâlâ:
“Gerçekten ait değilim.”
hissi vardır.
Çünkü sosyal izolasyon her zaman fiziksel yalnızlık değildir.
Bazen insanın kendi içindeki yabancılık hissidir.
Bu kişiler çoğu zaman kendilerini diğer insanlarla kıyaslar.
“Ben farklıyım.”
“Ben eksik gibiyim.”
“Kimse beni tam anlayamaz.”
Ve bu düşünceler zamanla kişinin sosyal hayattan daha da uzaklaşmasına neden olabilir.
Bazıları reddedilmekten korktuğu için insanlara hiç yaklaşmaz.
Çünkü dışlanmak onlar için yalnızca sosyal bir deneyim değildir.
Eski yaraların yeniden açılmasıdır.
Bazıları ise sürekli uyum sağlamaya çalışır.
Kendi gerçek kimliğini gizler.
Bulunduğu ortama göre değişir.
Çünkü olduğu haliyle kabul edilmeyeceğine inanır.
Bu nedenle bazı insanlar yıllarca gerçek benliklerini saklayarak yaşar.
Ve bir süre sonra kişi şunu bile unutabilir:
“Ben aslında kimim?”
Şema terapiye göre sosyal izolasyon şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi yalnız kalmayı kabullenir.
Sosyal ilişkilerden geri çekilir.
“Nasıl olsa ait hissetmeyeceğim.”
düşüncesiyle yaşamaya başlar.
2. Kaçınma
İnsanlarla derin bağ kurmaktan kaçınır.
Yakınlaşmadan uzak durur.
Çünkü yakınlık ihtimali aynı zamanda reddedilme ihtimalini de taşır.
3. Aşırı Telafi
Bazıları aşırı sosyal görünmeye çalışır.
Sürekli insanların içinde olabilir.
Dikkat çekmeye çalışabilir.
Kabul görmek için aşırı çabalayabilir.
Ama içlerinde hâlâ aynı yalnızlık hissi vardır.
Çünkü mesele insan sayısı değildir.
Aidiyet hissidir.
Sosyal izolasyon şeması olan kişiler bazen çocukluklarından beri:
“Ben burada değilim.”
duygusuyla yaşamış gibidir.
Ve insan uzun süre ait hissetmediğinde, zamanla kendi varlığını da sorgulamaya başlayabilir.
Bu kişiler çoğu zaman:
- yanlış anlaşılmaktan,
- dışlanmaktan,
- yargılanmaktan
çok korkarlar.
Bu yüzden gerçek düşüncelerini, duygularını ya da hassas taraflarını saklayabilirler.
Çünkü görünür olmak riskli hissettirir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca sosyal ilişkileri değil, aidiyet deneyimi de ele alınır.
Çünkü bazı insanların yarası yalnızlık değildir.
“Hiçbir yere ait hissedememek”tir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Farklı olmak dışlanmak zorunda değildir.
Hassas olmak eksiklik değildir.
Ve ait olmak için kendisini değiştirmesi gerekmez.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar yıllarca görünmez hissetmiştir.
Ve bazen iyileşme ilk kez bir yerde rol yapmadan var olabildiğini hissetmekle başlar.
İlk kez kendisini saklamadan durabildiğinde…
İlk kez:
“Olduğum halimle de burada yerim var.”
duygusunu yaşayabildiğinde…
BAĞIMLILIK / YETERSİZLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatın sorumlulukları karşısında kendilerini sürekli eksik hissederler.
Karar vermek zor gelir.
Tek başına bir şeyin altından kalkabileceklerine inanmazlar.
Sanki diğer insanlar hayata daha hazırlıklıdır ama onlar hep biraz geridedir.
Bağımlılık / yetersizlik şeması, kişinin günlük yaşamı tek başına sürdüremeyeceğine, yeterince güçlü, becerikli ya da dayanıklı olmadığına dair geliştirdiği derin inançtır.
Devamını oku →
BAĞIMLILIK / YETERSİZLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatın sorumlulukları karşısında kendilerini sürekli eksik hissederler.
Karar vermek zor gelir.
Tek başına bir şeyin altından kalkabileceklerine inanmazlar.
Sanki diğer insanlar hayata daha hazırlıklıdır ama onlar hep biraz geridedir.
Bağımlılık / yetersizlik şeması, kişinin günlük yaşamı tek başına sürdüremeyeceğine, yeterince güçlü, becerikli ya da dayanıklı olmadığına dair geliştirdiği derin inançtır.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan “kararsız” ya da “çekingen” görünür.
Ama derinlerde yaşadıkları şey yalnızca özgüven eksikliği değildir.
İçlerinde sürekli şu duygu vardır:
“Tek başıma yapamam.”
Bu şema genellikle çocuklukta çocuğun yeterince bireyselleşmesine izin verilmediğinde gelişir.
Bazı ebeveynler çocuklarını çok sever ama aynı zamanda aşırı korur.
Çocuk adına sürekli karar verirler.
Her şeyi onun yerine yaparlar.
Düşmesine, hata yapmasına, deneyim kazanmasına izin vermezler.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Bir yetişkin olmadan güvende değilim.”
Bazı çocuklar ise tam tersine sürekli eleştirilmiştir.
Yaptıkları küçümsenmiştir.
“Sen yapamazsın.”
“Beceremezsin.”
“Senin yerine ben yapayım.”
gibi mesajlarla büyüyen çocuk, zamanla kendi yeterliliğinden şüphe etmeye başlar.
Bu nedenle yetişkinlikte kişi:
- karar vermekte zorlanabilir,
- sürekli onay arayabilir,
- yalnız kalmaktan korkabilir,
- sorumluluklardan kaçınabilir,
- güçlü insanlara aşırı bağlanabilir.
Çünkü içsel olarak kendisini “hayata tam hazır olmayan biri” gibi hisseder.
Bazıları küçük kararlar karşısında bile yoğun kaygı yaşar.
Ne giyeceği…
Ne seçeceği…
Nasıl davranacağı…
Çünkü hata yapmak onlar için yalnızca hata değildir.
“Yetersiz olduklarını kanıtlamak” gibi hissedilir.
Bu kişiler çoğu zaman kendilerini diğer insanlarla kıyaslar.
Ve genellikle kendilerini daha güçsüz görürler.
“Diğer insanlar daha becerikli.”
“Ben tek başıma yapamam.”
“Birine ihtiyacım var.”
Bazıları ilişkilerde aşırı bağımlı hale gelebilir.
Karşı tarafın varlığı onlar için yalnızca sevgi değil, güven hissi yaratır.
Bu yüzden ayrılık fikri çok sarsıcı olabilir.
Çünkü yalnızca ilişkiyi değil, “destek sistemini” kaybetmek gibi hissedilir.
Bazıları ise kendi başına bir şey yapmak zorunda kaldığında yoğun kaygı yaşayabilir.
Çünkü çocuklukta yeterince deneyim kazanamamışlardır.
Kendi kararlarını vermeyi öğrenememişlerdir.
Ve insan uzun süre korunarak büyütüldüğünde, zamanla kendi gücünü keşfetme fırsatı bulamaz.
Bu şemaya sahip kişiler bazen dışarıdan çok uyumlu görünür.
Çünkü genellikle yönlendiren değil, yönlendirilen tarafta olurlar.
Karşı tarafın fikirlerine daha kolay uyabilirler.
Çünkü kendi kararlarına güvenmek onlar için zor olabilir.
Şema terapiye göre bağımlılık / yetersizlik şeması olan kişiler üç farklı baş etme biçimi geliştirebilir:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli güçlü insanlara bağımlı ilişkiler kurabilir.
Kendi kararlarını başkalarına bırakır.
Hayatı tek başına sürdüremeyeceğine inanır.
2. Kaçınma
Sorumluluklardan kaçabilir.
Karar vermeyi erteleyebilir.
Yeni deneyimlerden uzak durabilir.
Çünkü başarısız olmaktan korkar.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı bağımsız görünmeye çalışır.
Kimseye ihtiyaç duymadığını göstermeye çalışabilir.
Ama bu bazen gerçek özgüven değil, yetersizlik korkusunu gizleme çabasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde küçük ve korkmuş bir taraf taşırlar.
Ve o taraf yıllarca şunu hissetmiştir:
“Tek başıma güvende değilim.”
Bağımlılık şeması olan insanlar bazen kendi potansiyellerini hiç göremezler.
Çünkü yıllarca birilerinin gölgesinde yaşamış olabilirler.
Ve insan sürekli yönlendirildiğinde, zamanla kendi iç sesini duymakta zorlanır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü bağımlılıkları değil, çocuklukta gelişemeyen yeterlilik duygusu da ele alınır.
Çünkü insanın özgüveni yalnızca sözlerle oluşmaz.
Deneyimle oluşur.
Bir çocuğun:
- hata yapmasına,
- düşmesine,
- denemesine,
- kendi kararlarını vermesine
izin verilmesi gerekir.
Aksi halde kişi yetişkin bedenine sahip olsa bile içsel olarak kendisini hâlâ küçük hissedebilir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Korkuyor olması yetersiz olduğu anlamına gelmez.
Destek istemek güçsüzlük değildir.
Ve hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır.
Bazı insanlar hayatları boyunca kendi güçlerini hiç deneyimleyememiştir.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Bunu tek başıma da yapabiliyorum.”
duygusunu yaşayabilmekle başlar.
Ve insan bazen ilk kez kendi kararının arkasında durabildiğinde büyümeye başlar.
HASTALIKLAR VE TEHLİKELER KARŞISINDA DAYANIKSIZLIK ŞEMASI
Bazı insanlar için hayat sürekli tetikte olunması gereken bir yerdir.
Zihinleri çoğu zaman:
“Ya kötü bir şey olursa?”
sorusuyla yaşar.
Bu yalnızca kaygılı bir düşünce değildir.
Sanki beden sürekli görünmeyen bir tehlikeye hazırlanıyordur.
Hastalıklar ve tehlikeler karşısında dayanıksızlık şeması, kişinin her an büyük bir felaket yaşayabileceğine dair taşıdığı yoğun ve sürekli korkudur.
Devamını Oku →
HASTALIKLAR VE TEHLİKELER KARŞISINDA DAYANIKSIZLIK ŞEMASI
Bazı insanlar için hayat sürekli tetikte olunması gereken bir yerdir.
Zihinleri çoğu zaman:
“Ya kötü bir şey olursa?”
sorusuyla yaşar.
Bu yalnızca kaygılı bir düşünce değildir.
Sanki beden sürekli görünmeyen bir tehlikeye hazırlanıyordur.
Hastalıklar ve tehlikeler karşısında dayanıksızlık şeması, kişinin her an büyük bir felaket yaşayabileceğine dair taşıdığı yoğun ve sürekli korkudur.
Bu kişiler çoğu zaman:
- hastalanmaktan,
- kontrolü kaybetmekten,
- kaza yaşamaktan,
- ekonomik çöküşten,
- doğal afetlerden,
- ani kayıplardan,
- ölümden
yoğun şekilde korkabilirler.
Ve bu korkular bazen mantıkla sakinleşmez.
Çünkü mesele yalnızca “olasılık” değildir.
Zihnin sürekli tehdit algısında yaşamasıdır.
Bu şema genellikle çocuklukta dünyanın güvenli bir yer gibi hissedilmediği ortamlarda gelişir.
Bazı çocuklar:
- aşırı kaygılı ebeveynlerle büyür,
- sürekli kötü senaryolar duyar,
- hastalık korkularıyla büyütülür,
- “aman dikkat et” mesajlarını yoğun yaşar.
Bazı çocuklar ise gerçekten travmatik olaylara tanık olmuştur.
Ani kayıplar…
Kazalar…
Hastalıklar…
Ev içindeki yoğun korku atmosferi…
Çocuk zihni için dünya artık öngörülebilir değildir.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Her an kötü bir şey olabilir.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi sürekli tetikte yaşamaya başlayabilir.
Bazıları bedenindeki en küçük belirtiyi bile ciddi bir hastalık gibi algılar.
Küçük bir ağrı…
Kalp çarpıntısı…
Baş dönmesi…
Zihin hemen felaket senaryolarına gider.
Çünkü beden onlar için güvenli hissedilmez.
Bazıları sürekli haberleri kontrol eder.
Bazıları kötü haberlerden aşırı etkilenir.
Bazıları yalnız kalmaktan korkar.
Çünkü içlerinde görünmeyen bir kırılganlık hissi vardır.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- aşırı kontrollü,
- aşırı dikkatli,
- aşırı tedbirli
görünebilir.
Ama derinlerde yaşadıkları şey sürekli alarm halinde olmaktır.
Ve insan uzun süre alarm halinde yaşadığında zihni dinlenemez.
Bu şemaya sahip kişiler bazen hayatı gerçekten yaşayamaz hale gelir.
Çünkü zihin sürekli olası tehditleri hesaplamakla meşguldür.
Tatile giderken bile:
“Ya bir şey olursa?”
Sevdiği biri geç cevap verdiğinde:
“Başına kötü bir şey mi geldi?”
Bir sağlık belirtisinde:
“Ya ciddi bir hastalıksa?”
Bu kişiler çoğu zaman güven hissini kaybetmiştir.
Çünkü çocuklukta dünya öngörülebilir hissettirmemiştir.
Bazıları ailesinde sürekli korku atmosferiyle büyümüştür.
Anne babanın yoğun kaygıları çocuğa da geçmiştir.
Bazı ebeveynler sevgiyi koruma üzerinden göstermeye çalışır.
Ama aşırı koruma bazen çocuğa şu mesajı verir:
“Dünya çok tehlikeli.”
Ve çocuk zamanla kendi dayanıklılığına da güvenmemeye başlar.
Şema terapiye göre bu kişiler genellikle üç şekilde baş etmeye çalışır:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli korkularıyla yaşar.
Tehlikelerden kaçınır.
Sürekli kontrol eder.
Kaygı hayatının merkezine yerleşir.
2. Kaçınma
Risk içeren durumlardan tamamen uzak durabilir.
Yolculuk yapmamak…
Yeni deneyimlerden kaçmak…
Hastane haberlerinden uzak durmak…
Çünkü kaygıyı tetiklemek istemez.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı güçlü görünmeye çalışır.
Korkusuz davranabilir.
Riskli davranışlara yönelebilir.
Ama bu bazen gerçekten korkusuz olmak değil, korkunun üstünü örtme çabasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman bedenlerini dinlemekte zorlanırlar.
Çünkü beden onlar için huzur değil, tehdit kaynağına dönüşmüştür.
Ve zihin sürekli tehlike aradığında, bir süre sonra gerçekten rahatlamak zorlaşır.
Bazıları geceleri bile tam dinlenemez.
Çünkü bilinçdışı sürekli tetiktedir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü korkuları değil, çocuklukta oluşan güvensizlik hissi de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar yalnızca kaygılı değildir.
Hayatı gerçekten güvenli hissedememiştir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Korku hissetmek tehlikede olduğu anlamına gelmez.
Kaygı bir duygu olabilir ama her zaman gerçeklik değildir.
Ve insan kırılgan olsa da tamamen güçsüz değildir.
Bu kişiler çoğu zaman hayatı kontrol ederek güvende kalmaya çalışır.
Ama insan her şeyi kontrol edemez.
Ve bazen iyileşme, ilk kez sürekli tetikte olmadan da yaşayabildiğini deneyimlemekle başlar.
İlk kez bedenini yalnızca korkunun değil, yaşamın da taşıyıcısı olarak hissedebildiğinde…
İlk kez:
“Her an kötü bir şey olacakmış gibi yaşamıyorum.”
duygusunu tadabildiğinde…
İÇ İÇE GEÇME / GELİŞMEMİŞ BENLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini tam olarak ayrı bir birey gibi hissedemezler.
Sanki kendi düşünceleri, kendi istekleri, kendi kararları net değildir.
Kim olduklarını ancak başka insanların yanında hissederler.
Yalnız kaldıklarında boşluk yaşayabilirler.
İç İçe Geçme / Gelişmemiş Benlik şeması, kişinin kendi kimliğini tam olarak geliştirememesi ve başka bir insanla psikolojik olarak aşırı iç içe yaşamasıdır.
Devamını Oku →
İÇ İÇE GEÇME / GELİŞMEMİŞ BENLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini tam olarak ayrı bir birey gibi hissedemezler.
Sanki kendi düşünceleri, kendi istekleri, kendi kararları net değildir.
Kim olduklarını ancak başka insanların yanında hissederler.
Yalnız kaldıklarında boşluk yaşayabilirler.
İç İçe Geçme / Gelişmemiş Benlik şeması, kişinin kendi kimliğini tam olarak geliştirememesi ve başka bir insanla psikolojik olarak aşırı iç içe yaşamasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman çocukluklarında sağlıklı bireyselleşme yaşayamazlar.
Bazı ebeveynler çocuklarını çok sever ama aynı zamanda onları kendilerinin bir uzantısı gibi görürler.
Çocuğun:
- kendi kararlarını vermesine,
- ayrı fikir geliştirmesine,
- birey olmasına,
- sınır çizmesine
alan tanımazlar.
Bazı çocuklar ebeveynlerinin duygusal ihtiyaçlarını taşımak zorunda kalır.
Anne üzgündür, çocuk onu sakinleştirir.
Ebeveyn yalnızdır, çocuk onun duygusal partneri gibi olur.
Çocuk kendi yaşını yaşayamaz.
Ve zamanla şu duygu oluşur:
“Ben ayrı biri değilim.”
Bu kişiler yetişkinlikte çoğu zaman:
- yalnız kalmakta zorlanabilir,
- ayrılıkları aşırı yoğun yaşayabilir,
- kendi kararlarından emin olamayabilir,
- sürekli birine danışma ihtiyacı hissedebilir.
Çünkü kendi iç merkezleri yeterince gelişmemiştir.
Bazıları ilişkilerde tamamen karşı tarafa göre yaşamaya başlar.
Karşı taraf ne seviyorsa onu sever.
Onun istediği gibi davranır.
Onun duygularına göre şekillenir.
Ve bir süre sonra kişi kendi ihtiyaçlarını fark edememeye başlayabilir.
Çünkü çocuklukta “ayrı olmak” suçluluk yaratmış olabilir.
Bazı ailelerde bireyselleşme ihanet gibi hissedilir.
Çocuk kendi kararını verdiğinde:
- suçlanır,
- uzaklaşmakla itham edilir,
- bencil olmakla eleştirilir.
Bu yüzden kişi zamanla kendi benliğini bastırmayı öğrenir.
Bazıları ailesinden fiziksel olarak ayrılsa bile psikolojik olarak ayrılamaz.
Yaptığı her seçimde ailesinin sesi zihninde olur.
“Acaba ne düşünürler?”
“Ya kırılırlarsa?”
“Ya beni yanlış bulurlarsa?”
Bu kişiler çoğu zaman kendi duygularıyla baş başa kaldığında boşluk hissedebilir.
Çünkü yıllarca başka insanların duygularına göre yaşamışlardır.
Bazıları yalnız kalmaya tahammül edemez.
Çünkü yalnızlık onlar için sadece yalnızlık değildir.
Kimliksiz hissetmek gibidir.
Şema terapiye göre bu kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi başka insanlarla aşırı iç içe ilişkiler kurar.
Kendi kararlarını geri plana atar.
Kimliğini ilişki içinde kaybeder.
2. Kaçınma
Yakın ilişkilerden tamamen uzak durabilir.
Çünkü yeniden “kendini kaybetmekten” korkar.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı bağımsız görünmeye çalışır.
Kimseye ihtiyaç duymadığını gösterir.
Yardım kabul etmez.
Ama bu bazen gerçek bağımsızlık değil, yeniden bağımlı hissetme korkusudur.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde şu soruyla yaşar:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Çünkü yıllarca kendi ihtiyaçlarını değil, başkalarının ihtiyaçlarını takip etmiş olabilirler.
Bazıları ilişkilerde partnerlerinin duygularını kendi duyguları gibi yaşar.
Karşı taraf üzgünse onlar da dağılır.
Karşı taraf uzaklaşırsa kimlik kaybı yaşarlar.
Çünkü sınırlar yeterince gelişmemiştir.
Ve insan psikolojik olarak ayrışamadığında, ilişkilerde nefes almak zorlaşabilir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca ilişkileri değil, bireyselleşme süreci de ele alınır.
Çünkü sağlıklı gelişim yalnızca bağ kurmak değildir.
Ayrı bir benlik geliştirebilmektir.
Bir çocuğun:
- kendi fikirlerine,
- kendi duygularına,
- kendi kararlarına
alan tanınması gerekir.
Aksi halde kişi yetişkin olduğunda bile içsel olarak:
“Ben kimim?”
sorusuyla yaşayabilir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Birini sevmek kendinden vazgeçmek değildir.
Sınır koymak sevgisizlik değildir.
Ve ayrı bir birey olmak terk etmek anlamına gelmez.
Bazı insanlar hayatları boyunca başkalarının hayatında kaybolmuştur.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez kendi sesini duyabilmekle başlar.
İlk kez gerçekten:
“Ben ne hissediyorum?”
diye sorabildiğinde…
İlk kez suçluluk duymadan kendi kararını verebildiğinde…
Ve ilk kez bir ilişkinin içinde kendisini kaybetmeden var olabildiğinde…
BAŞARISIZLIK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca içlerinde görünmeyen bir yetersizlik hissi taşırlar.
Bir işe başlamadan önce bile:
“Nasıl olsa yapamayacağım.”
duygusu devreye girer.
Başarılı olduklarında bile bunu küçümseyebilirler.
Çünkü içlerinde başarıdan daha güçlü bir inanç vardır:
“Ben yeterli değilim.”
Başarısızlık şeması, kişinin diğer insanlara kıyasla daha yetersiz, daha beceriksiz, daha başarısız olduğuna dair geliştirdiği derin inançtır.
Devamını Oku →
BAŞARISIZLIK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca içlerinde görünmeyen bir yetersizlik hissi taşırlar.
Bir işe başlamadan önce bile:
“Nasıl olsa yapamayacağım.”
duygusu devreye girer.
Başarılı olduklarında bile bunu küçümseyebilirler.
Çünkü içlerinde başarıdan daha güçlü bir inanç vardır:
“Ben yeterli değilim.”
Başarısızlık şeması, kişinin diğer insanlara kıyasla daha yetersiz, daha beceriksiz, daha başarısız olduğuna dair geliştirdiği derin inançtır.
Bu kişiler çoğu zaman yalnızca başarısız olmaktan korkmaz.
Başarısız olduklarına zaten inanırlar.
Ve çoğu zaman bu duygu çocuklukta şekillenmeye başlar.
Bazı çocuklar sürekli eleştirilmiştir.
Yaptıkları yeterli görülmemiştir.
Başarıları küçümsenmiştir.
Hataları büyütülmüştür.
Bazıları kardeşleriyle kıyaslanmıştır.
“Bak o ne kadar başarılı.”
“Sen neden onun gibi değilsin?”
Bazı çocuklara ise hiç güven verilmemiştir.
Yapabilecekleri şeyler bile onların yerine yapılmıştır.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenmiştir:
“Ben yapabilen biri değilim.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi çoğu zaman kendi potansiyelini bile göremez.
Yeni bir işe başlamak…
Sorumluluk almak…
Öne çıkmak…
Yoğun kaygı yaratabilir.
Çünkü içeride sürekli başarısız olma beklentisi vardır.
Bazıları denemeden vazgeçer.
Çünkü başarısızlığı yaşamak yerine hiç başlamamayı seçer.
Bu kişiler çoğu zaman:
- kendilerini küçümser,
- başarılarını değersizleştirir,
- başkalarını daha yeterli görür.
Ve dışarıdan bakıldığında potansiyelleri olduğu halde, kendilerini sürekli geri çekerler.
Çünkü başarısızlık şeması yalnızca beceriyle ilgili değildir.
Kimlik algısıyla ilgilidir.
Bazıları okul hayatında gerçekten zorlanmış olabilir.
Bazıları öğrenme güçlükleri yaşamış olabilir.
Bazıları desteklenmemiştir.
Ama bazen kişi aslında yeterlidir.
Sadece yıllarca yetersiz olduğuna inanmıştır.
Bu şemaya sahip kişiler çoğu zaman başarıyı tehdit gibi yaşayabilir.
Çünkü başarı görünür olmak demektir.
Ve görünür olmak:
- eleştirilme,
- yetersiz bulunma,
- hata yapma
riskini taşır.
Bu nedenle bazı insanlar tam başarılı olacakken geri çekilir.
İşi erteler.
Kendini sabote eder.
Yarım bırakır.
Çünkü bilinçdışında şu korku vardır:
“Gerçekten denersen ve yine yapamazsan?”
Bazıları sürekli başkalarıyla kıyas yapar.
Ve genellikle kendisini aşağıda görür.
“Onlar daha zeki.”
“Onlar daha yetenekli.”
“Benim kapasitem yetmez.”
Bu düşünceler zamanla kişinin yaşam alanını daraltabilir.
Bazıları hayallerini küçültür.
Çünkü hayal kurmak bile riskli hissetmeye başlar.
Şema terapiye göre başarısızlık şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi gerçekten başarısız hissederek yaşar.
Kendisini geri plana atar.
Potansiyelini kullanmaz.
Kendi kapasitesine inanmaz.
2. Kaçınma
Başarı gerektiren durumlardan uzak durur.
Sorumluluk almaz.
Risk almaz.
Kendini denememeyi seçer.
Çünkü başarısızlık ihtimali çok ağır gelir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı başarı odaklı hale gelir.
Sürekli çalışır.
Sürekli üretir.
Kendisini başarıyla kanıtlamaya çalışır.
Ama içerideki yetersizlik hissi yine de tam kaybolmaz.
Çünkü mesele başarı eksikliği değildir.
Kendine bakış biçimidir.
Bu kişiler çoğu zaman başarılarını içselleştiremez.
Bir şey başardıklarında:
“Şans eseri oldu.”
diyebilirler.
Çünkü içlerindeki ses hâlâ şunu tekrar eder:
“Ben aslında yeterli değilim.”
Ve insan yıllarca bu sesle yaşadığında, kendi gücünü görmekte zorlanır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü performans kaygıları değil, çocuklukta oluşan yetersizlik deneyimleri de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar başarısız doğmamıştır.
Sadece yeterince desteklenmemiştir.
Yeterince görülmemiştir.
Yeterince cesaretlendirilmemiştir.
Ve insan sürekli eksikleri üzerinden değerlendirildiğinde, zamanla kendi değerini unutabilir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Hata yapmak yetersizlik değildir.
Başarısız olmak değersiz olmak değildir.
Ve insanın değeri yalnızca performansıyla ölçülmez.
Ama bunu hissetmek zaman alır.
Çünkü bazı insanların iç sesi yıllarca cesaret değil, eleştiri duymuştur.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Denemeye hakkım var.”
duygusunu yaşayabilmekle başlar.
İlk kez başarısız olma ihtimaline rağmen hareket edebildiğinde…
Ve ilk kez kendi kapasitesine küçük de olsa güven duyabildiğinde…
HAKLILIK / BÜYÜKLENMECİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için dünyanın merkezinde kendi ihtiyaçları vardır.
Kurallar onlar için diğer insanlar kadar geçerli hissettirmez.
Beklemekte zorlanırlar.
Sınır kabul etmekte zorlanırlar.
Çünkü içlerinde görünmeyen bir üstünlük hissi taşırlar.
Haklılık / büyüklenmecilik şeması, kişinin kendisini diğer insanlardan daha ayrıcalıklı, daha üstün ya da daha özel görmesi ve bu nedenle normal sınırların kendisi için geçerli olmadığına inanmasıdır.
Devamını oku →
HAKLILIK / BÜYÜKLENMECİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için dünyanın merkezinde kendi ihtiyaçları vardır.
Kurallar onlar için diğer insanlar kadar geçerli hissettirmez.
Beklemekte zorlanırlar.
Sınır kabul etmekte zorlanırlar.
Çünkü içlerinde görünmeyen bir üstünlük hissi taşırlar.
Haklılık / büyüklenmecilik şeması, kişinin kendisini diğer insanlardan daha ayrıcalıklı, daha üstün ya da daha özel görmesi ve bu nedenle normal sınırların kendisi için geçerli olmadığına inanmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- özgüvenli,
- güçlü,
- baskın
görünebilir.
Ama derinlerde çoğu zaman sağlıklı bir özdeğer değil, kırılgan bir benlik yapısı vardır.
Bazıları çocuklukta aşırı şımartılmıştır.
Hiç sınır konulmamıştır.
Her istediği yapılmıştır.
Hayal kırıklığı yaşamalarına izin verilmemiştir.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenmiştir:
“Ben farklıyım. Kurallar bana işlemez.”
Bazı çocuklar ise tam tersine değersizlik duygusuyla büyümüştür.
Ve büyüdüklerinde bu eksiklik hissini bastırmak için aşırı üstün görünmeye çalışırlar.
Yani bazen büyüklenmeciliğin altında kırılmış bir benlik vardır.
Bu kişiler çoğu zaman:
- eleştiriye tahammül etmekte zorlanır,
- haklı çıkma ihtiyacı hisseder,
- kendi ihtiyaçlarını öncelikli görür,
- empati kurmakta zorlanabilir.
Çünkü içlerinde sürekli şu duygu vardır:
“Benim ihtiyaçlarım daha önemli.”
Bazıları ilişkilerde karşı tarafın sınırlarını görmekte zorlanır.
Karşı taraf yorulsa bile kendi beklentilerine odaklanabilir.
Çünkü ilişkiler onlar için bazen karşılıklı bağ değil, ihtiyaçlarının karşılandığı alanlara dönüşebilir.
Bazıları sürekli takdir görmek ister.
Özel hissetmeye ihtiyaç duyar.
Ve yeterince ilgi görmediklerinde yoğun öfke yaşayabilirler.
Çünkü görünür olmak onlar için yalnızca istek değil, psikolojik ihtiyaç haline gelmiştir.
Bu kişiler çoğu zaman sabırsızdır.
Beklemek zor gelir.
Engellenmek yoğun öfke yaratabilir.
Çünkü çocuklukta dürtülerini düzenlemeyi öğrenememiş olabilirler.
Bazıları kendi hatalarını görmekte zorlanır.
Çünkü hata yapmak kırılgan benliklerini tehdit eder.
Bu yüzden:
- suçlayabilir,
- savunmaya geçebilir,
- karşı tarafı küçümseyebilirler.
Bazıları ilişkilerde kontrolcü hale gelir.
Kendi isteklerinin merkeze alınmasını bekler.
Karşı tarafın ihtiyaçları ikinci planda kalabilir.
Fakat bu şemanın altında bazen görünmeyen bir boşluk vardır.
Çünkü insan yalnızca üstün görünerek gerçek yakınlık kuramaz.
Ve sürekli güçlü görünmek zorunda olmak da yorucudur.
Şema terapiye göre haklılık / büyüklenmecilik şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi gerçekten kendisini üstün görerek yaşar.
Kuralları önemsemez.
Empati kurmakta zorlanır.
Sürekli kendi ihtiyaçlarını önceler.
2. Kaçınma
Bazıları kırılgan hissetmemek için yakın ilişkilerden kaçınabilir.
Çünkü gerçek yakınlık eşitlik gerektirir.
Ve eşitlik bazen tehdit gibi hissedilir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları aşırı başarı, güç ya da statü peşinde koşabilir.
Çünkü içerideki değersizlik hissini üstünlükle kapatmaya çalışırlar.
Bu kişiler çoğu zaman:
- eleştirildiğinde aşırı savunmacı olabilir,
- başarısızlık karşısında yoğun öfke yaşayabilir,
- kontrol kaybına tahammül edemeyebilir.
Çünkü üstünlük hissi kırıldığında, altta duran kırılgan benlik açığa çıkabilir.
Ve bazen insanın en kibirli görünen tarafının altında en çok değersizlik korkusu vardır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca davranışları değil, alttaki duygusal ihtiyaçları da ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten “fazla özgüvenli” değildir.
Sadece kırılgan taraflarını koruyabilmek için büyük görünmeye çalışırlar.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Değerli olmak üstün olmak zorunda değildir.
Sınırlar reddedilmek anlamına gelmez.
Ve gerçek güç bazen kontrol etmek değil, bağ kurabilmektir.
Bazı insanlar çocuklukta hiç sınır öğrenmemiştir.
Bazıları ise hiç gerçek değer hissi yaşamamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Ben de herkes gibi bir insanım.”
duygusunu korkmadan yaşayabilmekle başlar.
İlk kez kusurlu olmasına rağmen değerli hissedebildiğinde…
Ve ilk kez bir ilişkide üstün olmadan da sevilebildiğini deneyimlediğinde…
YETERSİZ ÖZDENETİM / ÖZDİSİPLİN ŞEMASI
Bazı insanlar için dürtülerini kontrol etmek, sabretmek ya da uzun vadeli sorumlulukları sürdürebilmek çok zordur.
Canları bir şeyi istemediğinde hemen bırakmak isterler.
Sıkılmaya tahammül etmek zor gelir.
Zorlayıcı duygular karşısında hızla kaçma ihtiyacı hissedebilirler.
Devamını Oku →
YETERSİZ ÖZDENETİM / ÖZDİSİPLİN ŞEMASI
Bazı insanlar için dürtülerini kontrol etmek, sabretmek ya da uzun vadeli sorumlulukları sürdürebilmek çok zordur.
Canları bir şeyi istemediğinde hemen bırakmak isterler.
Sıkılmaya tahammül etmek zor gelir.
Zorlayıcı duygular karşısında hızla kaçma ihtiyacı hissedebilirler.
Çünkü içlerinde güçlü bir dürtü vardır:
“Şu an rahatlamak istiyorum.”
Yetersiz özdenetim / özdisiplin şeması, kişinin dürtülerini, duygularını ve anlık isteklerini düzenlemekte zorlanması; rahatsızlık, sıkıntı ya da engellenmeye tahammül edememesiyle ilgilidir.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- dağınık,
- sabırsız,
- plansız,
- çabuk vazgeçen
biri gibi görünebilir.
Ama mesele çoğu zaman yalnızca irade eksikliği değildir.
Bu şemada kişi, zorlayıcı duygularla sağlıklı şekilde kalmayı öğrenememiştir.
Bazı çocuklar büyürken hiç sınır görmemiştir.
İstedikleri hemen yapılmıştır.
Hayal kırıklığıyla karşılaşmalarına izin verilmemiştir.
Beklemeyi öğrenememişlerdir.
Bazı çocukların ise duyguları hiç düzenlenmemiştir.
Öfkelendiğinde sakinleştirilmemiş…
Üzüldüğünde desteklenmemiş…
Dürtülerini nasıl yöneteceği öğretilmemiştir.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenmiştir:
“Rahatsızlık dayanılmaz bir şey.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi:
- sıkıntıya tahammül etmekte zorlanabilir,
- sorumluluklardan kaçabilir,
- anlık rahatlamaları seçebilir,
- başladığı işleri sürdüremeyebilir.
Çünkü kısa süreli rahatlama, uzun vadeli hedeflerden daha güçlü hissedilir.
Bazıları yoğun duygular karşısında hemen kaçmak ister.
Can sıkıntısı…
Yalnızlık…
Kaygı…
Öfke…
Bu duygularla kalmak zor gelir.
Bu yüzden:
- aşırı sosyal medya kullanımı,
- dürtüsel alışveriş,
- aşırı yemek,
- sürekli dikkat dağıtma,
- bağımlılık davranışları
gelişebilir.
Çünkü kişi duyguyu düzenlemek yerine ondan uzaklaşmaya çalışır.
Bazıları hayatı sürekli “başlayıp bırakarak” yaşar.
Yeni bir şeye heyecanla başlar ama sürdürmek zor gelir.
Çünkü motivasyon düştüğünde devam edebilmek için gereken içsel disiplin yeterince gelişmemiş olabilir.
Bu kişiler çoğu zaman:
- kurallardan sıkılır,
- rutinlerden kaçar,
- uzun vadeli planları sürdürmekte zorlanır.
Ve sonrasında yoğun suçluluk yaşayabilirler.
Çünkü aslında yapmak istemedikleri için değil, sürdüremedikleri için zorlanırlar.
Bazıları duygusal acıya tahammül etmekte çok zorlanır.
En küçük rahatsızlık bile dayanılmaz gibi hissedilebilir.
Çünkü çocuklukta duygularını taşıyabilecek güvenli bir alan oluşmamıştır.
Bu nedenle kişi anlık rahatlamaya yönelir.
Ama kısa süreli rahatlamalar uzun vadede daha büyük boşluklar yaratabilir.
Şema terapiye göre bu kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi dürtülerine göre yaşamaya başlar.
Sorumluluklardan kaçar.
Ertelemeyi sürdürür.
Anlık rahatlamalara yönelir.
2. Kaçınma
Zorlayıcı durumlara hiç girmemeye çalışır.
Sorumluluk almaktan kaçabilir.
Uzun vadeli hedeflerden uzak durabilir.
Çünkü sürdürememekten korkar.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı kontrollü hale gelir.
Kendilerine çok sert kurallar koyabilirler.
Ama bu kontrol uzun süre sürdürülemediğinde yeniden dağılma yaşayabilirler.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde iki taraf taşır:
Bir taraf rahatlamak ister.
Diğer taraf kendisini suçlar.
Ve insan sürekli kendiyle savaşırken yorulur.
Bazıları:
“Ben tembelim.”
“İradesizim.”
“Disiplinsizim.”
diye düşünür.
Ama çoğu zaman mesele karakter zayıflığı değildir.
Duygusal düzenleme becerilerinin yeterince gelişmemesidir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca davranışları değil, rahatsızlıkla kurduğu ilişki de ele alınır.
Çünkü insanın psikolojik dayanıklılığı, yalnızca güçlü hissettiği anlarda değil; zorlayıcı duygularla kalabildiği anlarda gelişir.
Bir çocuğun:
- beklemeyi,
- hayal kırıklığını,
- sınırları,
- sorumluluğu
güvenli bir ilişki içinde öğrenmesi gerekir.
Aksi halde kişi yetişkin olduğunda bile içsel olarak:
“Şu an rahatlamak zorundayım.”
dürtüsüyle yaşayabilir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Rahatsızlık geçicidir.
Duygular dayanılmaz değildir.
Ve disiplin kendine eziyet etmek değil, kendini taşıyabilmektir.
Bazı insanlar yıllarca yalnızca kaçmayı öğrenmiştir.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Bu duyguyla kalabiliyorum.”
hissini yaşayabilmekle başlar.
İlk kez sıkıntıdan hemen kaçmadan durabildiğinde…
Ve ilk kez kendi hayatını anlık dürtüler yerine bilinçli seçimlerle yönlendirebildiğinde…
BOYUN EĞİCİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiştir.
Hayır demek zor gelir.
Karşı çıkmak suçluluk yaratır.
Kendi duygularını ifade etmek bile bazen korkutucu hissedilir.
Çünkü içlerinde derin bir korku vardır:
“Eğer kendim olursam sorun çıkar.”
Boyun eğicilik şeması, kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve isteklerini bastırarak sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşamaya yönelmesidir.
Devamını Oku →
BOYUN EĞİCİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiştir.
Hayır demek zor gelir.
Karşı çıkmak suçluluk yaratır.
Kendi duygularını ifade etmek bile bazen korkutucu hissedilir.
Çünkü içlerinde derin bir korku vardır:
“Eğer kendim olursam sorun çıkar.”
Boyun eğicilik şeması, kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve isteklerini bastırarak sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşamaya yönelmesidir.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- uyumlu,
- sakin,
- anlayışlı,
- fedakâr
görünür.
Ama iç dünyalarında bastırılmış büyük bir öfke, kırgınlık ve görünmeyen bir yorgunluk olabilir.
Çünkü yıllarca kendi seslerini kısmışlardır.
Bu şema genellikle çocuklukta çocuğun duygularının ve bireyselliğinin yeterince alan bulamadığı ailelerde gelişir.
Bazı çocuklar:
- baskıcı ebeveynlerle büyür,
- cezalandırılmaktan korkar,
- öfke karşısında sindirilir,
- kendi fikrini söylediğinde suçlanır.
Bazı ailelerde çocuk ancak “uyumlu” olduğunda kabul görür.
İtiraz etmek…
Karşı çıkmak…
Sınır koymak…
Tehlikeli hissettirilir.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Güvende olmak için kendimden vazgeçmeliyim.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi:
- kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanabilir,
- sürekli alttan alabilir,
- çatışmadan kaçabilir,
- başkalarının isteklerini önceliklendirebilir.
Çünkü içsel olarak karşı tarafın ihtiyaçları daha önemli gibi hissedilir.
Bazıları ilişkilerde tamamen karşı tarafa göre yaşamaya başlar.
Ne izleneceğine…
Nereye gidileceğine…
Nasıl yaşanacağına…
Hep karşı taraf karar verir.
Ve kişi zamanla kendi isteklerini bile fark edememeye başlayabilir.
Çünkü yıllarca kendi iç sesini bastırmıştır.
Bu kişiler çoğu zaman öfke hissetmekte zorlanır.
Çünkü çocuklukta öfke:
- ayıp,
- tehlikeli,
- kabul edilemez
gibi algılanmış olabilir.
Ama bastırılan öfke kaybolmaz.
İçeride birikir.
Ve bazen:
- ani patlamalar,
- pasif agresif davranışlar,
- yoğun kırgınlıklar,
- içsel tükenmişlik
olarak ortaya çıkar.
Boyun eğicilik şeması olan kişiler çoğu zaman başkalarını üzmekten çok korkar.
Birini hayal kırıklığına uğratmak onlar için yoğun suçluluk yaratabilir.
Bu yüzden:
- istemedikleri şeylere evet diyebilir,
- sınır koyamayabilir,
- kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyebilirler.
Ama insan sürekli kendisini bastırarak yaşadığında, bir süre sonra içsel olarak kaybolmaya başlar.
Bazıları ilişkilerde görünmez hisseder.
Çünkü hep karşı tarafın duygularına odaklanmıştır.
Kendi ihtiyaçlarını ifade etmeyi o kadar az öğrenmiştir ki, bazen ne hissettiğini bile anlamakta zorlanabilir.
Şema terapiye göre bu kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli boyun eğen tarafta olur.
Kendi ihtiyaçlarını bastırır.
Karşı tarafın kontrolüne göre yaşar.
2. Kaçınma
Yakın ilişkilerden uzak durabilir.
Çünkü ilişkilerde kendisini kaybetmekten korkar.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı kontrolcü ya da sert hale gelebilir.
Kimsenin kendisini yönetmesine izin vermemeye çalışır.
Ama bu bazen gerçek güç değil, geçmişte yaşanan bastırılmışlığın telafisidir.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde küçük bir çocuk taşırlar.
Ve o çocuk yıllarca şunu hissetmiştir:
“Benim duygularım sorun yaratıyor.”
Bu nedenle ihtiyaçlarını ifade etmek bile bazen bencilce gibi hissedilebilir.
Oysa sağlıklı ilişkilerde yalnızca karşı tarafın değil, kişinin kendi ihtiyaçlarının da yeri vardır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü ilişkileri değil, çocuklukta öğrendiği “uyumlu olma zorunluluğu” da ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten sakin doğmamıştır.
Sadece yıllarca kendilerini bastırmak zorunda kalmıştır.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Hayır demek kötü biri olmak değildir.
Sınır koymak sevgisizlik değildir.
Ve kendi ihtiyaçlarına alan açmak bencillik değildir.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar çocukluklarından beri:
“Önce başkaları.”
duygusuyla yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Benim hislerim de önemli.”
diyebilmekle başlar.
İlk kez suçluluk duymadan sınır koyabildiğinde…
İlk kez bir ilişkide kendisini kaybetmeden var olabildiğinde…
Ve ilk kez kendi sesini bastırmadan konuşabildiğinde…
KENDİNİ FEDA ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca başkalarının yükünü taşımaya alışmıştır.
Herkesi düşünürler…
Herkesin duygusunu hissederler…
Herkese yetişmeye çalışırlar…
Ama çoğu zaman kendilerini unuturlar.
Kendini feda şeması, kişinin başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyması ve bunu yapmadığında yoğun suçluluk hissetmesidir.
Devamını oku →
KENDİNİ FEDA ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca başkalarının yükünü taşımaya alışmıştır.
Herkesi düşünürler…
Herkesin duygusunu hissederler…
Herkese yetişmeye çalışırlar…
Ama çoğu zaman kendilerini unuturlar.
Kendini feda şeması, kişinin başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyması ve bunu yapmadığında yoğun suçluluk hissetmesidir.
Bu kişiler dışarıdan:
- çok anlayışlı,
- çok yardımsever,
- çok fedakâr
görünebilir.
Gerçekten de çoğu zaman çevrelerindeki insanların en çok güvendiği kişiler olurlar.
Ama içlerinde görünmeyen bir yorgunluk vardır.
Çünkü sürekli verirler…
Ama çoğu zaman kendi duygularına kimse dokunmaz.
Bu şema genellikle çocuklukta çocuğun kendi ihtiyaçlarından önce başkalarının ihtiyaçlarına odaklanmak zorunda kaldığı ailelerde gelişir.
Bazı çocuklar erken yaşta “büyümek” zorunda kalır.
Anne üzgündür, çocuk onu sakinleştirir.
Evde sorun vardır, çocuk güçlü olmak zorunda hisseder.
Ebeveyn duygusal olarak kırılgandır ve çocuk onun yükünü taşır.
Çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Ben ancak başkalarına iyi gelirsem değerliyim.”
Bazı ailelerde çocuk kendi ihtiyaçlarını ifade ettiğinde:
- suçlu hissettirilir,
- bencil olmakla suçlanır,
- ayıp hissettirilir.
Bu nedenle kişi zamanla kendi ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenir.
Ve başkalarının duygularına aşırı duyarlı hale gelir.
Bu kişiler çoğu zaman:
- herkesi memnun etmeye çalışır,
- insanların problemlerini çözmeye odaklanır,
- yardım etmeyi reddedemez,
- kendi sınırlarını ihmal eder.
Çünkü içlerinde şu korku vardır:
“Önce kendimi düşünürsem kötü biri olurum.”
Bazıları ilişkilerde sürekli veren taraf olur.
Dinleyen…
Anlayan…
Taşıyan…
Ama kendi kırgınlıklarını dile getirmekte zorlanırlar.
Çünkü yıllarca ihtiyaçlarını geri plana atmaya alışmışlardır.
Bu kişiler çoğu zaman yorgun olduklarını bile geç fark eder.
Çünkü kendi bedenlerini ve duygularını dinlemeyi öğrenememiş olabilirler.
Bazıları başkalarının mutsuzluğunu kendi sorumluluğu gibi hisseder.
Birisi üzgünse onu düzeltmek zorundaymış gibi hisseder.
Birisi kırılmışsa suçlu hisseder.
Bu nedenle sürekli psikolojik yük taşırlar.
Ve insan sürekli başkalarının duygularını taşırken bir süre sonra kendi iç dünyasına yabancılaşabilir.
Bazıları “yardım etmeyi” sevgiyle karıştırabilir.
Çünkü çocuklukta değer görmek için ihtiyaç duyulan kişi olmak zorunda kalmış olabilirler.
Bu nedenle ilişkilerde:
- fazla sorumluluk alabilir,
- kurtarıcı rolüne girebilir,
- kendi ihtiyaçlarını tamamen ihmal edebilirler.
Ama içeride zamanla görünmeyen bir öfke birikir.
Çünkü kişi sürekli verirken görülmemiş hissedebilir.
Ve bu öfke bazen:
- tükenmişlik,
- içsel boşluk,
- kırgınlık,
- sessiz uzaklaşma
olarak ortaya çıkabilir.
Şema terapiye göre kendini feda şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli başkalarının ihtiyaçlarına göre yaşar.
Kendi sınırlarını ihmal eder.
Herkesi taşımaya çalışır.
2. Kaçınma
Bazıları insanlardan uzaklaşabilir.
Çünkü ilişkilerde sürekli yük taşıyacaklarını hissederler.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı bencil görünmeye çalışabilir.
Kimseye yardım etmemeye çalışır.
Mesafeli davranır.
Ama bu bazen gerçek bencillik değil, yıllarca tükenmiş olmanın savunmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde küçük bir çocuk taşırlar.
Ve o çocuk yıllarca şunu hissetmiştir:
“Benim görevim başkalarını iyi hissettirmek.”
Bu yüzden kendi ihtiyaçlarını fark etmek bile bazen suçluluk yaratabilir.
Oysa sağlıklı ilişkilerde sevgi yalnızca vermek değildir.
Alabilmek de gerekir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü ilişkileri değil, çocuklukta üstlendiği duygusal roller de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar çocukken çocuk olamamıştır.
Çok erken yaşta başkalarının yükünü taşımaya başlamıştır.
Ve insan sürekli güçlü olmak zorunda kaldığında, bir süre sonra kendi kırılganlığını unutabilir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Kendi ihtiyaçlarına alan açmak bencillik değildir.
Sürekli vermek zorunda değildir.
Ve sevilmek için kendisini tüketmesi gerekmez.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar yıllarca yalnızca:
“Başkaları iyi olsun.”
diyerek yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Benim de desteğe ihtiyacım var.”
diyebilmekle başlar.
İlk kez yardım istemeye izin verdiğinde…
İlk kez suçluluk duymadan kendisini seçebildiğinde…
Ve ilk kez yalnızca başkaları için değil, kendisi için de yaşamaya başladığında…
ONAY ARAYICILIK / TAKDİR ARAYICILIK ŞEMASI
Bazı insanlar için değerli hissetmek, kendi içlerinden değil; başkalarının gözlerinden geçer.
Beğenilmek…
Takdir edilmek…
Onaylanmak…
Hayatın merkezine yerleşebilir.
Çünkü içlerinde görünmeyen bir ihtiyaç vardır:
“Beni kabul etsinler.”
Onay arayıcılık şeması, kişinin özdeğerini büyük ölçüde dışarıdan aldığı onay, takdir ve kabul üzerinden kurmasıdır.
Devamını Oku →
ONAY ARAYICILIK / TAKDİR ARAYICILIK ŞEMASI
Bazı insanlar için değerli hissetmek, kendi içlerinden değil; başkalarının gözlerinden geçer.
Beğenilmek…
Takdir edilmek…
Onaylanmak…
Hayatın merkezine yerleşebilir.
Çünkü içlerinde görünmeyen bir ihtiyaç vardır:
“Beni kabul etsinler.”
Onay arayıcılık şeması, kişinin özdeğerini büyük ölçüde dışarıdan aldığı onay, takdir ve kabul üzerinden kurmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman kendi iç seslerinden çok, başkalarının ne düşündüğüne odaklanırlar.
Nasıl göründükleri…
Nasıl algılandıkları…
İnsanların onları sevip sevmediği…
Yoğun şekilde önem kazanır.
Bu şema genellikle çocuklukta sevginin koşullu hissedildiği ortamlarda gelişir.
Bazı çocuklar yalnızca:
- başarılı olduklarında,
- uslu olduklarında,
- beklentileri karşıladıklarında,
- çevreyi mutlu ettiklerinde
takdir görür.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Değerli olmak için beğenilmeliyim.”
Bazı ailelerde dış görünüş, başarı, statü ya da toplumun ne düşündüğü çok önemlidir.
Çocuk kendi iç dünyasını değil, dışarıdan nasıl göründüğünü takip etmeyi öğrenir.
Ve zamanla kendi gerçek ihtiyaçlarından uzaklaşabilir.
Bu kişiler çoğu zaman:
- eleştiriye aşırı duyarlı olabilir,
- reddedilmekten çok korkabilir,
- insanları memnun etmeye çalışabilir,
- sürekli kendilerini kanıtlama ihtiyacı hissedebilir.
Çünkü dışarıdan gelen onay onlar için yalnızca hoş bir şey değildir.
Psikolojik bir güven kaynağıdır.
Bazıları sosyal medyada yoğun görünür olma ihtiyacı hisseder.
Bazıları sürekli başarılı olmak zorundaymış gibi yaşar.
Bazıları ilişkilerde karşı tarafın sevgisini kaybetmemek için kendisini değiştirir.
Çünkü içlerinde şu korku vardır:
“Beğenilmezsem değerli değilim.”
Bu kişiler çoğu zaman kendi gerçek duygularını geri plana atabilir.
Çünkü önemli olan bazen:
“Ne hissettikleri” değil,
“Nasıl göründükleri” olur.
Bazıları sürekli performans halindedir.
Hep iyi görünmek…
Hep güçlü görünmek…
Hep başarılı görünmek…
Çok yorucu olabilir.
Ama kişi durduğunda içeride büyük bir boşluk hissedebilir.
Çünkü özdeğer duygusu dışarıya bağlanmıştır.
Ve dışarıdan gelen hiçbir onay kalıcı olmaz.
Bu nedenle kişi ne kadar takdir görürse görsün, bir süre sonra yeniden eksik hissedebilir.
Bazıları ilişkilerde sürekli güvence ister.
“Beni seviyor musun?”
“Benden memnun musun?”
“Beni yeterli buluyor musun?”
Çünkü içsel değer hissi yeterince köklenmemiştir.
Bu kişiler çoğu zaman kendi seçimlerini bile başkalarının onayına göre şekillendirir.
Ne giyeceği…
Nasıl davranacağı…
Ne söyleyeceği…
Çünkü reddedilmek onlar için yalnızca sosyal bir deneyim değildir.
Değersizlik hissini tetikler.
Şema terapiye göre onay arayıcılık şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi tamamen dış onaya göre yaşamaya başlar.
Kendi ihtiyaçlarını geri plana atar.
Sürekli beğenilmeye çalışır.
2. Kaçınma
Bazıları eleştirilme korkusuyla görünür olmaktan kaçınabilir.
Kendini geri çeker.
Risk almaz.
Çünkü reddedilmek çok ağır gelir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları aşırı başarı, statü ya da görünüş odaklı hale gelir.
Sürekli daha fazlasını elde etmeye çalışır.
Ama içerideki boşluk yine de tam dolmaz.
Çünkü mesele başarı eksikliği değildir.
Koşulsuz değer hissinin eksikliğidir.
Bu kişiler çoğu zaman kendilerini yalnızca takdir gördüklerinde iyi hisseder.
Ve bu durum zamanla büyük bir içsel yorgunluk yaratabilir.
Çünkü insan sürekli başkalarının gözünden kendisine bakarken kendi özünü kaybetmeye başlayabilir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü onay ihtiyacı değil, çocuklukta oluşan koşullu sevgi deneyimleri de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten “fazla ilgi düşkünü” değildir.
Sadece değerli hissedebilmek için yıllarca dışarıya bakmak zorunda kalmıştır.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Herkes tarafından beğenilmek mümkün değildir.
Eleştirilmek değersiz olmak değildir.
Ve insan yalnızca onay aldığı için değil, var olduğu için değerlidir.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar çocukluklarından beri:
“Yeterince iyi görünürsem sevilirim.”
duygusuyla yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Olduğum halimle de değerliyim.”
hissini yaşayabilmekle başlar.
İlk kez sürekli kanıtlamadan durabildiğinde…
İlk kez başkalarının gözünden değil, kendi içinden kendisine bakabildiğinde…
Ve ilk kez yalnızca görünür olduğu için değil, gerçekten var olduğu için değerli hissedebildiğinde…
KARAMSARLIK / KÖTÜMSERLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için hayatın iyi tarafına güvenmek zordur.
Güzel bir şey olduğunda bile içlerinde sessiz bir korku belirir:
“Kesin bir şey olacak.”
Mutlu anların ardından bile huzur tam gelmez.
Çünkü zihin sürekli olası kayıpları, tehlikeleri ve kötü ihtimalleri düşünür.
Karamsarlık / kötümserlik şeması, kişinin yaşamın olumlu yönlerinden çok olumsuz yönlerine odaklanması ve her an kötü bir şey olabileceğine dair yoğun beklenti taşımasıdır.
Devamını Oku →
KARAMSARLIK / KÖTÜMSERLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için hayatın iyi tarafına güvenmek zordur.
Güzel bir şey olduğunda bile içlerinde sessiz bir korku belirir:
“Kesin bir şey olacak.”
Mutlu anların ardından bile huzur tam gelmez.
Çünkü zihin sürekli olası kayıpları, tehlikeleri ve kötü ihtimalleri düşünür.
Karamsarlık / kötümserlik şeması, kişinin yaşamın olumlu yönlerinden çok olumsuz yönlerine odaklanması ve her an kötü bir şey olabileceğine dair yoğun beklenti taşımasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman:
- en kötü senaryoyu düşünür,
- olumlu ihtimalleri küçümser,
- güvenli hissetmekte zorlanır,
- geleceğe umutla bakamaz.
Ve bu yalnızca “negatif düşünmek” değildir.
Sanki zihin sürekli yaklaşan bir kayba hazırlanıyordur.
Bu şema genellikle çocuklukta güven duygusunun yeterince oluşmadığı ortamlarda gelişir.
Bazı çocuklar:
- sürekli korku atmosferi içinde büyür,
- evde yoğun kaygı görür,
- ani krizlere maruz kalır,
- travmatik olaylar yaşar.
Bazı ailelerde sürekli şu mesaj vardır:
“Hayat güvenli değil.”
Ekonomik korkular…
Hastalık korkuları…
Felaket beklentileri…
Çocuk zihni zamanla dünyayı tehdit dolu bir yer olarak algılamaya başlar.
Ve şu inanç gelişir:
“İyi şeyler uzun sürmez.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi mutlu olduğunda bile tam rahatlayamaz.
Çünkü içeride sürekli:
“Bir şey ters gidecek.”
beklentisi vardır.
Bazıları olumlu deneyimleri küçümser.
Başarı yaşadığında:
“Şans eseri oldu.”
İyi bir ilişki yaşadığında:
“Nasıl olsa bitecek.”
Mutlu hissettiğinde:
“Bu kadar iyi gitmesi normal değil.”
Çünkü zihin kötüye hazırlıklı olmayı güvenlik sanır.
Bu kişiler çoğu zaman sürekli zihinsel alarm halinde yaşar.
Ve insan sürekli kötü ihtimalleri düşünürken hayatın içinde gerçekten kalmakta zorlanabilir.
Bazıları sevdiklerini kaybetmekten aşırı korkar.
Bir telefon geç açıldığında bile zihni felaket senaryolarına gidebilir.
Bazıları gelecekle ilgili yoğun umutsuzluk hisseder.
Çünkü iyi bir geleceğe inanmak onlar için riskli hissettirir.
Umut etmek bile kırılganlık yaratabilir.
Bu nedenle bazen en kötüye hazırlanarak kendilerini korumaya çalışırlar.
Çünkü bilinçdışında şu düşünce vardır:
“Kötüye hazır olursam daha az acı çekerim.”
Ama sürekli kötüye hazırlanmak zihni yorar.
Bazıları olumlu insanlara bile güvenemez.
Çünkü içten içe:
“Gerçek yüzü ortaya çıkacak.”
diye düşünebilirler.
Bazıları keyif alırken bile suçluluk hissedebilir.
Çünkü rahatlamak tehlikeli gibi gelir.
Ve insan uzun süre tetikte yaşadığında huzur duygusuna yabancılaşabilir.
Şema terapiye göre karamsarlık / kötümserlik şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi gerçekten hayatın kötü olduğuna inanarak yaşar.
Sürekli olumsuza odaklanır.
Umut etmekten kaçınır.
2. Kaçınma
Hayal kurmaktan uzak durabilir.
Yakın ilişkilere tam bağlanmaz.
Risk almaz.
Çünkü kaybetmekten korkar.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı pozitif görünmeye çalışır.
Sürekli iyi düşünmeye zorlar kendisini.
Ama altta yine yoğun korku vardır.
Bu kişiler çoğu zaman zihinsel olarak hiç dinlenemez.
Çünkü zihin sürekli tehdit tarar.
Ve bir süre sonra kişi yalnızca olası felaketleri düşünmekten yaşamın kendisini kaçırabilir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü düşünceleri değil, çocuklukta oluşan güvensizlik ve korku atmosferi de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten karamsar doğmamıştır.
Sadece hayatın güvenli tarafını yeterince deneyimleyememiştir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Kötü ihtimallerin var olması, onların kesin olacağı anlamına gelmez.
Kaygı hissetmek tehlikede olmak değildir.
Ve umut etmek zayıflık değildir.
Ama bunu hissetmek zaman alır.
Çünkü bazı insanlar yıllarca yalnızca:
“Kendini kötüye hazırla.”
duygusuyla yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Şu an güvendeyim.”
hissini yaşayabilmekle başlar.
İlk kez güzel bir anın içinde gerçekten kalabildiğinde…
İlk kez felaket beklemeden nefes alabildiğinde…
Ve ilk kez hayatın yalnızca kayıplardan değil, olasılıklardan da oluştuğunu hissedebildiğinde…
DUYGULARI BASTIRMA ŞEMASI
Bazı insanlar duygularını göstermeyi çok erken yaşta bırakmıştır.
Ağlamamayı öğrenmişlerdir.
Kırıldıklarını belli etmemeyi…
Öfkeyi içe atmayı…
İhtiyaçlarını saklamayı…
Çünkü duygularını ifade etmek bir zamanlar güvenli hissettirmemiştir.
Duyguları bastırma şeması, kişinin duygularını, ihtiyaçlarını ve doğal tepkilerini kontrol altında tutması; bunları göstermenin yanlış, zayıf, ayıp ya da tehlikeli olduğuna inanmasıdır.
Devamını Oku →
DUYGULARI BASTIRMA ŞEMASI
Bazı insanlar duygularını göstermeyi çok erken yaşta bırakmıştır.
Ağlamamayı öğrenmişlerdir.
Kırıldıklarını belli etmemeyi…
Öfkeyi içe atmayı…
İhtiyaçlarını saklamayı…
Çünkü duygularını ifade etmek bir zamanlar güvenli hissettirmemiştir.
Duyguları bastırma şeması, kişinin duygularını, ihtiyaçlarını ve doğal tepkilerini kontrol altında tutması; bunları göstermenin yanlış, zayıf, ayıp ya da tehlikeli olduğuna inanmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- kontrollü,
- mantıklı,
- sakin,
- güçlü
görünür.
Ama iç dünyalarında uzun yıllardır bastırılmış yoğun bir duygu yükü olabilir.
Bu şema genellikle çocuklukta duyguların yeterince kabul görmediği ailelerde gelişir.
Bazı çocuklar ağladığında:
“Abartıyorsun.”
cevabını alır.
Bazıları korktuğunda:
“Güçlü ol.”
mesajını duyar.
Bazıları öfkelendiğinde cezalandırılır.
Bazı ailelerde duygu göstermek:
- zayıflık,
- ayıp,
- kontrolsüzlük
gibi algılanır.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Duygularımı gösterirsem kabul edilmem.”
Bu nedenle kişi büyüdüğünde:
- ağlamakta zorlanabilir,
- ihtiyaçlarını ifade edemeyebilir,
- kırıldığını söyleyemeyebilir,
- yardım istemekte zorlanabilir.
Çünkü içsel olarak sürekli kendisini kontrol eder.
Bazıları yoğun duygular hissetse bile dışarıdan hiç belli etmez.
İçeride fırtına vardır ama yüz sakin görünür.
Çünkü çocuklukta duygularını saklamak hayatta kalma yöntemi haline gelmiştir.
Bu kişiler çoğu zaman:
“Ben iyiyim.”
demeye alışmıştır.
Gerçekten iyi olmadıklarında bile…
Çünkü kırılgan görünmek onlar için tehlikeli hissettirir.
Bazıları ilişkilerde mesafeli görünebilir.
Çünkü duygusal açıklık savunmasızlık yaratır.
Ve savunmasızlık korkutucu olabilir.
Bu nedenle:
- sevgilerini göstermekte zorlanabilir,
- ihtiyaçlarını bastırabilir,
- yakınlaştıklarında geri çekilebilirler.
Çünkü duygularını serbest bırakmak kontrol kaybı gibi hissedilebilir.
Bazıları öfkesini tamamen bastırır.
Ama bastırılan öfke kaybolmaz.
İçeride birikir.
Ve zamanla:
- bedensel gerginlik,
- tükenmişlik,
- ani patlamalar,
- duygusal kopukluk
olarak ortaya çıkabilir.
Bazıları ne hissettiğini bile anlamakta zorlanır.
Çünkü yıllarca duygularından uzak yaşamış olabilirler.
Ve insan uzun süre kendi duygularını bastırdığında, zamanla kendisine de yabancılaşabilir.
Bu kişiler çoğu zaman spontane olamaz.
Çünkü içlerinde sürekli bir kontrol mekanizması çalışır.
“Belli etme.”
“Kontrol et.”
“Güçlü görün.”
Bu nedenle rahatlamak bile zor olabilir.
Şema terapiye göre duyguları bastırma şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli kendisini bastırır.
Duygularını ifade etmez.
İhtiyaçlarını geri plana atar.
2. Kaçınma
Yoğun duygular yaratabilecek durumlardan uzak durabilir.
Yakın ilişkilerden kaçabilir.
Duygusal konuşmalardan uzak durabilir.
Çünkü hissetmek korkutucu olabilir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine aşırı duygusal ya da dramatik görünebilir.
Ama bu bazen yıllarca bastırılan duyguların kontrolsüz şekilde dışarı çıkmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman içlerinde yalnız kalmış bir çocuk taşırlar.
Ve o çocuk yıllarca şunu öğrenmiştir:
“Duygularım sorun yaratıyor.”
Bu nedenle ihtiyaçlarını ifade etmek bile bazen utanılacak bir şey gibi hissedilebilir.
Oysa duygular insanın zayıflığı değil, psikolojik yön bulma sistemidir.
İnsan:
- üzülür,
- korkar,
- öfkelenir,
- ihtiyaç duyar.
Bunlar insan olmanın parçalarıdır.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü duygusal mesafesi değil, çocuklukta öğrendiği “duygu kontrolü” de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten hissiz değildir.
Sadece yıllarca hislerini göstermemeyi öğrenmiştir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Duygularını göstermek zayıflık değildir.
İhtiyaç duymak utanılacak bir şey değildir.
Ve kırılgan olmak insan olmanın bir parçasıdır.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar çocukluklarından beri:
“Güçlü olmalısın.”
mesajıyla yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Gerçekten ne hissediyorum?”
sorusunu korkmadan sorabilmekle başlar.
İlk kez ağladığında utanmadığında…
İlk kez birine ihtiyaç duyduğunu söyleyebildiğinde…
Ve ilk kez duygularını bastırmadan da kabul görebildiğini deneyimlediğinde…
YÜKSEK STANDARTLAR / AŞIRI ELEŞTİRİCİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için hiçbir şey gerçekten yeterli değildir.
Ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar…
Ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar…
Ne kadar takdir edilirlerse edilsinler…
İçlerindeki ses hep aynı şeyi söyler:
“Daha iyisini yapmalısın.”
Yüksek standartlar / aşırı eleştiricilik şeması, kişinin kendisinden sürekli kusursuz performans beklemesi ve hata yapmayı kabul edilemez görmesiyle ilgilidir.
Devamını Oku →
YÜKSEK STANDARTLAR / AŞIRI ELEŞTİRİCİLİK ŞEMASI
Bazı insanlar için hiçbir şey gerçekten yeterli değildir.
Ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar…
Ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar…
Ne kadar takdir edilirlerse edilsinler…
İçlerindeki ses hep aynı şeyi söyler:
“Daha iyisini yapmalısın.”
Yüksek standartlar / aşırı eleştiricilik şeması, kişinin kendisinden sürekli kusursuz performans beklemesi ve hata yapmayı kabul edilemez görmesiyle ilgilidir.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- başarılı,
- disiplinli,
- çalışkan,
- mükemmeliyetçi
görünür.
Ama iç dünyalarında sürekli çalışan sert bir iç ses vardır.
Ve bu ses çoğu zaman asla dinlenmez.
Bu şema genellikle çocuklukta sevginin ve kabulün başarıya, performansa ya da kusursuz davranışlara bağlandığı ailelerde gelişir.
Bazı çocuklar:
- hata yaptığında eleştirilmiştir,
- sürekli daha iyisi beklenmiştir,
- başarıları yeterli görülmemiştir,
- yalnızca başarılı olduklarında takdir edilmiştir.
Bazı ailelerde dinlenmek tembellik gibi görülür.
Hata yapmak zayıflık sayılır.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Değerli olmak için kusursuz olmalıyım.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi sürekli kendisini zorlamaya başlar.
Daha başarılı olmak…
Daha üretken olmak…
Daha iyi görünmek…
Hiç durmadan devam eder.
Ama sorun şu ki; hedefe ulaşıldığında bile rahatlama uzun sürmez.
Çünkü iç ses hemen yeni bir eksik bulur.
Bu kişiler çoğu zaman dinlenmekte zorlanır.
Boş kaldıklarında suçluluk hissedebilirler.
Çünkü sürekli üretmek, sürekli ilerlemek zorundaymış gibi hissederler.
Bazıları kendi başarılarını küçümser.
Çünkü yaptıkları hiçbir şey tam anlamıyla yeterli gelmez.
Bu kişiler çoğu zaman hata yapmaktan yoğun şekilde korkar.
Küçük bir yanlış bile içlerinde büyük bir yetersizlik hissi yaratabilir.
Çünkü hata onlar için yalnızca hata değildir.
“Değersiz olduklarını kanıtlayan bir şey” gibi hissedilebilir.
Bazıları ilişkilerde de çok yüksek beklentiler taşıyabilir.
Kendilerine karşı sert oldukları gibi başkalarına karşı da eleştirel olabilirler.
Çünkü zihnin çalışma biçimi budur:
“Sürekli daha iyisi olmalı.”
Bazıları sürekli zihinsel baskı altında yaşar.
Ve bu baskı zamanla:
- kaygı,
- tükenmişlik,
- kronik yorgunluk,
- mutsuzluk
yaratabilir.
Çünkü insan sürekli performans halinde yaşayamaz.
Bu kişiler çoğu zaman kendi duygularını ikinci plana atar.
Yorgun olsalar bile devam ederler.
Üzgün olsalar bile üretmeye çalışırlar.
Çünkü durmak korkutucu olabilir.
Durduklarında içlerindeki eksiklik hissiyle karşılaşabilirler.
Bazıları mükemmel görünmeye çalışırken spontane yaşamayı unutur.
Hayattan keyif almak zorlaşabilir.
Çünkü zihin sürekli:
“Eksik olan ne?”
sorusunu arar.
Şema terapiye göre yüksek standartlar şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli kendisini zorlayarak yaşar.
Dinlenmez.
Hata kabul etmez.
Kendisine sürekli baskı uygular.
2. Kaçınma
Bazıları başarısız olma korkusuyla bazı alanlardan tamamen uzak durabilir.
Çünkü kusursuz yapamayacaksa hiç başlamamayı seçebilir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları dışarıdan aşırı rahat görünmeye çalışabilir.
Ama içeride yine yoğun yetersizlik korkusu vardır.
Bu kişiler çoğu zaman kendi başarılarının tadını çıkaramaz.
Çünkü zihin hep bir sonraki hedefe odaklanır.
Ve insan sürekli kendisini eleştirirken, bir süre sonra kendi değerini yalnızca performansıyla ölçmeye başlar.
Bu şemaya sahip kişiler çoğu zaman çocukken yeterince “sadece çocuk” olamamıştır.
Çünkü çok erken yaşta başarı baskısı hissetmiş olabilirler.
Ve insan sürekli yeterli olmaya çalışırken, bir süre sonra kendisini sevmeyi unutabilir.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca mükemmeliyetçiliği değil, alttaki koşullu değer hissi de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten hırslı doğmamıştır.
Sadece sevilmek için yeterince iyi olmak zorunda hissetmiştir.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Hata yapmak başarısızlık değildir.
Dinlenmek tembellik değildir.
Ve insan yalnızca ürettikleriyle değil, varlığıyla da değerlidir.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar yıllarca yalnızca:
“Daha iyisini yap.”
sesiyle yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Olduğum halim de yeterli.”
duygusunu yaşayabilmekle başlar.
İlk kez kendisini sürekli zorlamadan durabildiğinde…
İlk kez hata yaptığında kendisine şefkat gösterebildiğinde…
Ve ilk kez başarı olmadan da değerli hissedebildiğinde…
DUYGULARI BASTIRMA & YÜKSEK STANDARTLAR ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca hem çok güçlü görünmeye hem de kusursuz olmaya çalışırlar.
Ağlamamayı öğrenmişlerdir.
Yorulduklarını belli etmemeyi…
Kırıldıklarında bile devam etmeyi…
Hata yaptıklarında kendilerini affetmemeyi…
Çünkü içlerinde iki güçlü ses birlikte çalışır:
“Duygularını gösterme.”
ve
“Daha iyisini yapmalısın.”
Duyguları bastırma ve yüksek standartlar şeması bir araya geldiğinde kişi dışarıdan çok kontrollü, güçlü ve başarılı görünebilir.
Ama iç dünyasında sürekli baskı altında yaşayabilir.
Devamını Oku →
DUYGULARI BASTIRMA & YÜKSEK STANDARTLAR ŞEMASI
Bazı insanlar hayatları boyunca hem çok güçlü görünmeye hem de kusursuz olmaya çalışırlar.
Ağlamamayı öğrenmişlerdir.
Yorulduklarını belli etmemeyi…
Kırıldıklarında bile devam etmeyi…
Hata yaptıklarında kendilerini affetmemeyi…
Çünkü içlerinde iki güçlü ses birlikte çalışır:
“Duygularını gösterme.”
ve
“Daha iyisini yapmalısın.”
Duyguları bastırma ve yüksek standartlar şeması bir araya geldiğinde kişi dışarıdan çok kontrollü, güçlü ve başarılı görünebilir.
Ama iç dünyasında sürekli baskı altında yaşayabilir.
Bu insanlar çoğu zaman küçük yaşlardan itibaren:
- güçlü olmak zorunda kalmış,
- duygularını geri plana atmış,
- hata yapmaktan korkmuş,
- sevgiyi başarıyla ilişkilendirmiştir.
Bazı çocuklar ağladığında:
“Abartma.”
mesajını alır.
Bazıları hata yaptığında yoğun şekilde eleştirilir.
Bazıları yalnızca başarılı olduklarında görülür.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Duygularımı bastırırsam ve mükemmel olursam kabul edilirim.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi:
- sürekli kendisini kontrol eder,
- duygularını göstermekte zorlanır,
- dinlenirken suçluluk hisseder,
- hata yaptığında kendisine acımasız davranır.
Çünkü içeride sürekli çalışan sert bir sistem vardır.
Bazıları dışarıdan inanılmaz güçlü görünür.
Herkese yetişir…
Sorumluluklarını aksatmaz…
Çökmemeye çalışır…
Ama geceleri yalnız kaldığında büyük bir tükenmişlik hissedebilir.
Çünkü insan sürekli bastırarak yaşayamaz.
Bu kişiler çoğu zaman:
“Ben iyiyim.”
demeye alışmıştır.
Gerçekten iyi olmadıklarında bile…
Çünkü kırılgan görünmek onlar için tehlikeli hissettirir.
Bazıları yardım istemekte çok zorlanır.
Çünkü ihtiyaç duymak bile zayıflık gibi hissedilebilir.
Bazıları sürekli üretmek zorundadır.
Boş kaldıklarında huzur değil, huzursuzluk hissederler.
Çünkü durduklarında bastırılmış duygular yüzeye çıkabilir.
Ve yıllarca bastırılan şeyler sessizce içeride birikir:
- yorgunluk,
- kırgınlık,
- öfke,
- yalnızlık,
- değersizlik hissi…
Ama kişi bunları bile hissetmemeye çalışabilir.
Çünkü zihnin sistemi şudur:
“Devam et.”
“Güçlü ol.”
“Daha iyisini yap.”
Bu kişiler çoğu zaman kendilerine karşı çok serttir.
Küçük bir hata bile günlerce zihinde dönebilir.
Çünkü hata onlar için yalnızca hata değildir.
Yetersizlik hissini tetikler.
Bazıları ilişkilerde bile duygularını kontrol altında tutar.
Üzüldüğünü belli etmez…
İhtiyaçlarını söylemez…
Destek istemez…
Çünkü görünür olmak savunmasız hissettirebilir.
Ve savunmasızlık onlar için risklidir.
Bu nedenle bazı insanlar yıllarca “çok güçlü” görünür ama içten içe çok yalnız hisseder.
Çünkü kimse onların gerçekten ne taşıdığını bilmez.
Bazıları kendi bedenlerinden bile kopabilir.
Yorgun olduklarını geç fark ederler.
Tükendiklerini anlamazlar.
Çünkü yıllarca hissetmek yerine performans göstermeye alışmışlardır.
Şema terapiye göre bu iki şema birleştiğinde kişi genellikle üç şekilde baş etmeye çalışır:
1. Teslim Olma
Kişi sürekli kendisini zorlar.
Dinlenmez.
Duygularını bastırır.
Sürekli güçlü görünmeye çalışır.
2. Kaçınma
Duygusal yakınlıktan kaçabilir.
Çünkü gerçekten hissetmek kontrol kaybı gibi gelebilir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları aşırı başarı, aşırı kontrol ya da aşırı mükemmeliyetçilik geliştirir.
Ama içeride hâlâ:
“Yeterli değilim.”
ve
“Duygularımı göstermemeliyim.”
inancı vardır.
Bu kişiler çoğu zaman çocukken yalnızca başarılı taraflarıyla görülmüştür.
Kırılganlıklarına alan tanınmamıştır.
Bu yüzden yetişkinlikte kendilerini sevebilmek için bile “iyi performans göstermeleri” gerektiğini hissedebilirler.
Ama insan sürekli performans halinde yaşayamaz.
Bir süre sonra beden yorulur.
Zihin yorulur.
Ruh yorulur.
Ve bazen tükenmişlik yalnızca fazla çalışmaktan değil; yıllarca hiç hissedememekten oluşur.
Şema terapide bu yapı çalışılırken kişinin yalnızca mükemmeliyetçiliği değil, bastırdığı duygular da görünür hale gelir.
Çünkü bazı insanlar gerçekten güçlü değildir.
Sadece yıllarca kırılma hakkı tanınmamıştır.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Duygularını göstermek zayıflık değildir.
Dinlenmek başarısızlık değildir.
Ve insan kusursuz olmak zorunda olmadan da sevilebilir.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca:
“Güçlü ol.”
ve
“Daha iyi ol.”
sesleriyle yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Yoruldum.”
diyebilmekle başlar.
İlk kez ağladığında utanmadığında…
İlk kez kendisini yalnızca başarılarıyla değil, insanlığıyla da görebildiğinde…
Ve ilk kez kusurlarıyla birlikte de değerli hissedebildiğinde…
CEZALANDIRICILIK ŞEMASI
Bazı insanlar hata yaptıklarında kendilerine acımasız davranırlar.
Küçük bir yanlış günlerce zihinlerinde dönebilir.
Kendilerini affetmekte zorlanırlar.
İçlerinde sürekli eleştiren, suçlayan, sert bir ses vardır.
Ve bu ses çoğu zaman hiç susmaz.
Cezalandırıcılık şeması, kişinin hata yapan insanların cezalandırılması gerektiğine inanması; kendisine ve bazen başkalarına karşı aşırı sert, affetmeyen ve yargılayıcı olmasıdır.
Devamını Oku →
CEZALANDIRICILIK ŞEMASI
Bazı insanlar hata yaptıklarında kendilerine acımasız davranırlar.
Küçük bir yanlış günlerce zihinlerinde dönebilir.
Kendilerini affetmekte zorlanırlar.
İçlerinde sürekli eleştiren, suçlayan, sert bir ses vardır.
Ve bu ses çoğu zaman hiç susmaz.
Cezalandırıcılık şeması, kişinin hata yapan insanların cezalandırılması gerektiğine inanması; kendisine ve bazen başkalarına karşı aşırı sert, affetmeyen ve yargılayıcı olmasıdır.
Bu kişiler çoğu zaman dışarıdan:
- disiplinli,
- kontrollü,
- güçlü
görünebilir.
Ama iç dünyalarında yoğun bir baskı taşırlar.
Çünkü içsel sistemleri şefkat üzerine değil, ceza üzerine kurulmuştur.
Bu şema genellikle çocuklukta:
- sert,
- eleştirel,
- cezalandırıcı,
- sevgiyi koşullu veren
aile ortamlarında gelişir.
Bazı çocuklar hata yaptığında anlaşılmaz.
Utandırılır.
Suçlanır.
Korkutulur.
Bazı ailelerde:
“Yanlış yapmak kabul edilemez.”
mesajı vardır.
Ve çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Hata yaparsam kötü biriyim.”
Bu nedenle yetişkinlikte kişi kendisine karşı çok acımasız olabilir.
Küçük bir hata bile yoğun suçluluk yaratabilir.
Çünkü hata onlar için yalnızca davranış değildir.
Karakter meselesi gibi hissedilebilir.
Bazıları içten içe sürekli kendisini yargılar.
“Nasıl bunu yaptın?”
“Yine beceremedin.”
“Daha dikkatli olmalıydın.”
Bu iç ses zamanla kişinin kendi sesi gibi hissedilmeye başlanır.
Ama aslında çoğu zaman geçmişte duyduğu eleştirel seslerin içselleşmiş halidir.
Bu kişiler çoğu zaman kendilerine şefkat göstermekte zorlanır.
Çünkü kendilerini anlamaya çalışmak bile “gevşeklik” gibi gelebilir.
Bazıları başkalarının hatalarına karşı da sert olabilir.
Çünkü zihinlerinde güçlü bir doğru-yanlış sistemi vardır.
Ve hata karşısında empati yerine öfke devreye girebilir.
Bazıları sürekli kontrol altında yaşamaya çalışır.
Çünkü hata yapmamak onlar için psikolojik güvenlik sağlar.
Ama insan kusursuz yaşayamaz.
Bu nedenle kişi sürekli baskı altında hissedebilir.
Bazıları geçmişte yaptığı hataları yıllarca unutamaz.
Kendilerini cezalandırmaya devam ederler.
Çünkü bilinçdışında şu inanç vardır:
“Affedilmeyi hak etmiyorum.”
Bu kişiler çoğu zaman:
- yoğun suçluluk,
- utanç,
- kendine öfke,
- içsel gerginlik
yaşar.
Ve insan sürekli kendi kendisini cezalandırdığında, bir süre sonra içsel huzurunu kaybedebilir.
Bazıları kendisini dinlenmeye bile layık görmez.
Kendisine iyi davranmak suçluluk yaratabilir.
Çünkü içlerindeki sistem şudur:
“Hataların bedeli olmalı.”
Şema terapiye göre cezalandırıcılık şeması olan kişiler genellikle üç farklı baş etme biçimi geliştirir:
1. Teslim Olma
Kişi kendisini sürekli suçlayarak yaşar.
Hatalarını affetmez.
Kendisine sert davranır.
2. Kaçınma
Hata yapma ihtimali olan durumlardan uzak durabilir.
Çünkü eleştirilmek ya da yanlış yapmak dayanılmaz gelebilir.
3. Aşırı Telafi
Bazıları tam tersine başkalarını yoğun şekilde eleştiren biri haline gelebilir.
Çünkü içlerindeki sert sistemi dışarıya yöneltirler.
Bu kişiler çoğu zaman çocukluklarında şefkatten çok eleştiri öğrenmiştir.
Ve insan kendisine nasıl davranılacağını önce ailesinden öğrenir.
Eğer çocuk hata yaptığında yalnızca cezalandırıldıysa, büyüdüğünde kendi iç sesi de aynı dili konuşabilir.
Bu nedenle bazı insanların iç dünyasında sürekli çalışan bir “iç yargıç” vardır.
Ve bu yargıç kişiyi:
- dinlendirmez,
- affetmez,
- rahat bırakmaz.
Şema terapide bu şema çalışılırken kişinin yalnızca bugünkü suçlulukları değil, çocuklukta öğrendiği sert iç sistem de ele alınır.
Çünkü bazı insanlar gerçekten kötü değildir.
Sadece yıllarca hata yapma hakkı tanınmadan büyümüştür.
Terapi sürecinde kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:
Hata yapmak insan olmaktır.
Kendisine şefkat göstermek sorumsuzluk değildir.
Ve cezalandırmadan da değişmek mümkündür.
Ama bunu hissetmek kolay değildir.
Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca yalnızca:
“Daha iyi olmalısın.”
değil,
“Aksi halde kötü birisin.”
mesajıyla yaşamıştır.
Bu yüzden iyileşme bazen ilk kez:
“Kendime bu kadar sert davranmak zorunda değilim.”
diyebilmekle başlar.
İlk kez hata yaptığında kendisini yok etmeden kalabildiğinde…
İlk kez kendi acısını küçümsemeden görebildiğinde…
Ve ilk kez kusurlarıyla birlikte de insan kalabildiğini hissedebildiğinde…