HİPNOZ

hipnoz

Hipnoz Nedir? Hipnoterapi, Bilimsel Geçerliliği Olan Bir Uygulama mı?

HİPNOTERAPİ NEDİR?

Hipnoz, insanlık tarihinin en eski zihinsel yöntemlerinden biri olarak kabul edilir.
Bugün modern psikoterapi içinde kullanılan hipnoterapi yaklaşımının kökenleri oldukça eskiye dayanır. Tarih boyunca insanlar zihnin odaklanmış, derinleşmiş ve farklı bilinç halleriyle ilgilenmişlerdir.

Modern hipnozun gelişiminde ise Franz Mesmer, James Braid ve daha sonra Milton Erickson gibi önemli isimlerin etkisi olmuştur.

Özellikle James Braid, hipnozu mistik bir durum olmaktan çıkarıp bilimsel olarak inceleyen ilk isimlerden biri kabul edilir. Milton Erickson ise hipnoterapiyi modern psikoterapiyle bütünleştirerek bugün kullanılan birçok yaklaşımın temelini oluşturmuştur.

Toplumda hipnoz çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Filmlerde ya da sahne gösterilerinde görüldüğü gibi kişinin kontrolünü tamamen kaybettiği bir durum olduğu düşünülür.

Oysa gerçek hipnoterapi bundan oldukça farklıdır.

Hipnoterapi sırasında kişi:

  • çoğu zaman konuşulanları duyar,
  • çevresinin farkındadır,
  • istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda değildir.

Bu süreç daha çok zihnin dış uyaranlardan uzaklaşıp iç dünyaya yoğun şekilde odaklandığı özel bir bilinç hali olarak tanımlanabilir.

Aslında birçok insan farkında olmadan günlük yaşamda kısa süreli trans benzeri durumlar yaşar.

Bazen bir düşünceye o kadar dalarız ki zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyiz.
Bazen araba kullanırken yolu otomatik şekilde geçtiğimizi hissederiz.
Bazen bir filme ya da anıya tamamen kapılırız.

Hipnotik durum buna benzer şekilde yoğun dikkat ve içe yönelim halidir.

Hipnoterapinin temel amacı kişiyi kontrol etmek değil; zihinsel süreçlere daha derin şekilde ulaşabilmeyi sağlamaktır.

Çünkü bazen insan bilinçli olarak değişmek ister ama bilinçdışında taşıdığı korkular, öğrenilmiş kalıplar ya da duygusal yükler değişimi zorlaştırabilir.

Örneğin kişi:

  • “Korkmamam gerektiğini biliyorum.”
    diyebilir.

Ama bedeni hâlâ yoğun kaygı tepkisi verebilir.

Çünkü zihnin yalnızca bilinçli kısmı değil, bilinçdışı süreçleri de davranışlarımızı etkiler.

Bugün hipnoterapi:

  • kaygı problemleri,
  • stres yönetimi,
  • fobiler,
  • kronik ağrı,
  • özgüven sorunları,
  • performans kaygısı,
  • bazı alışkanlık problemleri,
  • travmatik yaşantılar
    gibi birçok alanda destekleyici yöntem olarak kullanılmaktadır.

Özellikle ağrı yönetimi üzerine yapılan araştırmalar hipnozun dikkat çekici etkilerini göstermiştir.

Hem American Psychological Association hem de bazı uluslararası sağlık kurumları, hipnozun özellikle kronik ağrı süreçlerinde destekleyici etkilerini kabul etmektedir.

Bazı araştırmalarda hipnozun:

  • kronik ağrı,
  • kanser tedavisine bağlı ağrılar,
  • tıbbi prosedür kaygıları
    üzerinde rahatlatıcı etkileri olduğu görülmüştür.

Hatta bazı ameliyat süreçlerinde hipnotik teknikler, lokal anesteziyle birlikte destekleyici yöntem olarak kullanılabilmektedir.

Hipnoterapi yalnızca fiziksel belirtilerle ilgili değildir.
Kaygı ve stres üzerinde de etkili olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır.

Bazı araştırmalar, hipnoz sırasında beynin dikkat, duygu düzenleme ve içsel odaklanma ile ilgili bölgelerinde farklı aktivasyonlar oluştuğunu göstermektedir.

Özellikle yoğun gevşeme ve odaklanma hali, kişinin zihinsel esnekliğini artırabilir.

Bu nedenle hipnoterapi sırasında bazı insanlar:

  • duygularını daha yoğun fark edebilir,
  • zihinsel gerginliklerinin azaldığını hissedebilir,
  • bazı düşünce kalıplarını yeniden değerlendirebilir.

Ancak hipnoterapi bir “mucize yöntem” değildir.

Her insanda aynı şekilde işlemeyebilir.
Her problem için tek başına yeterli olmayabilir.

Ve bilimsel olarak hâlâ üzerinde araştırmalar devam eden bir alandır.

Bugün uzmanların çoğu hipnoterapiyi tek başına sihirli bir çözüm olarak değil; uygun kişilerde, doğru terapi süreci içinde destekleyici bir yöntem olarak değerlendirmektedir.

Çünkü insan zihni düşündüğümüzden çok daha esnek ve öğrenmeye açıktır.

Beyin yeni deneyimlere göre kendisini yeniden düzenleyebilir.
Yeni bağlantılar kurabilir.
Yeni duygusal öğrenmeler geliştirebilir.

Ve bazen iyileşme, zihnin ilk kez sürekli alarm halinden çıkabildiği yerde başlar.

İlk kez beden gerçekten gevşeyebildiğinde…

İlk kez kişi yalnızca korkularını değil, içsel kaynaklarını da hissedebildiğinde…

Ve ilk kez zihnin yıllardır taşıdığı yük biraz hafiflediğinde…

Hipnoz, “Gerçekten” İşe Yarıyor mu? Bilim Ne Diyor?
Bahsettiğimiz bu fiziksel ve mental semptomlar göz önüne alındığında Shona gibi hamile kadınların hipnodoğum kurslarına yönelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Resmi olarak, 2011 yılında yapılan ve 13 çalışmaya dayanan bir değerlendirmeye göre; doğum sancısına karşı yenilikçi bir düşünce olan hipnodoğumun umut vadettiği söyleniyor. 2015’te yapılan başka bir çalışma, hipnozun kadınların doğum sancısında bir değişiklik yaratıp yaratmadığını inceledi. Sonuç olarak korkuyu ve anksiyeteyi düşürdüğü belirlendi. Ama çalışmaların çoğu iyi tasarlanmamış olduğundan, henüz kesin bir sonuca vermek mümkün değil.

Aslında pek çok kişi hipnozun, akıl sağlığı kapsamındaki kullanımlarında umut görüyor. Anksiyete bozuklukları İngiltere’deki en yıpratıcı ve yaygın sorunlardan biri. Hardford Üniversitesi’nden Keara Valentine ve meslektaşları hipnozun anksiyeteyi ne derecede azalttığını ölçtüler. Sonuç, etkileyiciydi: Hipnoz tedavisi gören katılımcılar, görmeyenlere göre, %84 daha fazla gelişme kat etmişti. Dahası kendisi hipnoz uygulayanlar ile profesyonel yardım alanlar arasında hiçbir fark yoktu.

Hipnoz, tabii ki sadece acıyı ve anksiyeteyi azaltmakta kullanılmıyor. İnsanların yeni davranışlar öğrenmesinde ve kötü alışkanlıkları bırakmasında da popülerliği giderek artan bir yöntem. Ama, yine, çalışmalar kötü tasarlandığı için karışık sonuçlar mevcut. Haziran 2019’da, Oxford Üniversitesi’nden Jamie Hartmann-Boyce, sigarayı bırakmakta hipnozun etkisi üzerine yapılan 14 çalışmayı ele alan bir Cochrane Raporu yayınladı ve hipnozu bir tedavi olarak önermek için önemli bir bulgu bulunmadığını belirtti. Şöyle diyor:Sorun kesinlikle hipnozun kendisi değildi. Ya çok fazla araştırma önyargısı vardı, ya katılımcı çok azdı ya da çalışmalar çok özensizdi. Daha büyük ve iyi araştırmalar yapmamız önemli.

Diğer alanlardaki sonuçlar çok daha istikrarlı. Örneğin 1990’ların başında yapılan kilo verme meta-analizleri sonucunda kognetif davranış tedavisine hipnoz eklemenin katılımcıların verdiği kiloları ikiye katladığını göstermişti. 2018’de yapılan başka bir meta-analiz de bu durumu destekler nitelikte.
Hipnozun giderek artan davi potansiyelinin yanında, nasıl işlediğine ilişkin sorular varlığını sürdürüyordu. Bu durum da değişmeye başladı.

Rochester Teknoloji Enstitüsü’nden Laurence Sugarman şöyle diyor:
Kimsenin ‘Evet, hipnozun tam olarak ne olduğunu biliyoruz.’ diyeceğini düşünmüyorum. Ama en azından artık bir fikrimiz var: Öncelikle hipnozu tek aşamalı bir şey olarak düşünmememiz gerektiğini biliyoruz. Ama bir disiplin olarak, beynimizin öğrenme ve adapte olmasını sağlıyor. Zihnimizi değiştirmek için kullanabileceğimiz bir yetenek.

Adapte olabilme yeteneği (zihinsel esneklik olarak da bilinir), beynin nöral bağlarını güncellemesini, kendini yeniden programlamasını, yeni davranış modelleri geliştirmesini, yeni bilgileri hatırlamamızı sağlayarak hayatın bize fırlattığı çeşitli deneyimleri atlatmamıza olanak sağlar. Beynin daha esnek olduğu zamanlar vardır. Yaşamın ilk yılları ya da güçlü duygular hissettiğimiz zamanlar gibi… Bu durum, kişiye ve terapiye göre, beynin kendini sadece bir yönde değil pek çok farklı yönde yenilemesine olanak sağlar.

Örneğin beyin görüntüleme deneylerinin gösterdiğine göre, hipnotik hareketlerin rahatlama bölümü beynin frontal korteksteki (beynin plan yapma,karar verme ve dikkat etme ile ilgili bölümü) aktivitelerini önemli ölçüde baskılıyor. Bu, beynimizin içeriden ve dışarıdan gelen uyaranları filtreleme ve kaynaştırma yapan, yeni anı oluşturmaya yarayan bölümünün mola vermesini sağlar. Alkol tükettiğimizde de benzer durum oluşur. Bu, sizi çevreden etkilenmeye daha açık kılar.

Görünüşe göre hipnoz durumda zihnimizde daha yoğun hisler yaratabiliyoruz. Liege Üniversite Hastanesindeki Ağrı Departmanı’nın başı Marie-Elisabeth Faymonville, hipnoz etkisindeki insanlara memnun edici bir anı hayal etmeleri istendiğinde, hipnoz olmayan insanlara göre beynin hareket ve his bölümlerinin daha aktif çalıştığını keşfetmiştir. Şöyle diyor:
Dış dünyadan gelen gerçek bir uyarı yoktu ama hipnotize olanlar gözleri açık ve dışarıdan bilgi alıyor gibiydiler. Gerçek gibi algılıyorlardı. Hayali ya da gerçek, hisler ne kadar güçlüyse, öğrenilmiş davranış oluşturmaları de o kadar kolay oluyordu.

Acıyı kontrol etmeye geldiğimizde ise hipnoz farklı türde bir yardım sağlıyor. Acı algısı beyin tarafından oluşturulur ve buna dışarıdan müdahale edilebileceğini biliyoruz. Rutin çalışmalarının ortasında bacağını kıran ve çalışmasına ara vermeyen jimnastikçi, yanan bir binadan kendi yaralarını fark etmeden çocuğunu kurtaran anne bunlara örnek verilebilir. Hipnoz da benzer bir şey yapmamızı sağlıyor.

Faymonville, katılımcıları hipnotize ettikten sonra avuçlarına sıcak ya da acı verici bir uyaran uyguladığı zaman, hipnoz etmeden uyguladıklarına göre acıyı ve rahatsızlığı %50; uyaran uygulanırken dikkatlerini mutlu bir anıyla dağıtmaları istenilenlere göre %40 oranında düşürmüştür.
Beyne daha yakın baktığımızda ise, hipnozun singulat korteksin (beynin duyumsal uyaranlarını alan, duygusal ve davranışsal tepkileri düzenleyen bölgeleriyle bağlantılı bölgesinin) aktivitesini düşürdüğü görülmüştür. Bu alandaki düşük aktivite, acı sinyallerinin daha az önemsenmesine sebep oluyor olabilir.

Alandaki diğer araştırmalar, hipnoz sırasındaki beyin dalgalarının (nöral aktivite örüntülerinin), yoğun meditasyon halindeki ile benzer durumda olduğunu gösteriyor. Washington Üniversitesi’nden Mark Jensen ve arkadaşları, kronik ağrı için hipnoz tedavisi görmüş MS hastaları ile yaptıkları ufak bir araştırmada, teta beyin dalgalarını arttırmanın ağrıyı azaltma potansiyelini arttırdığını keşfettiler. Bu hipnoz sonucu oluşan beyin dalgalarının beynin öğrenme ve adapte olma kapasitesini arttırdığı için olabilir.

Hipnoz, bağımlılık yapıcı değil ve insanları öldürmüyor. Bunun yanı sıra ağrıya ve acıya önemli ölçüde etkisi var ve bu yüzden ciddiye alınmayı hak ediyor.

Hipnoz herkeste işe yarıyor mu? Hayır.

Randevu Al .