BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ

BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT),

Bazen insanın zihni, gerçekliği olduğu gibi değil; öğrendiği şekilde yorumlar.

Bir başarısızlık yaşandığında:
“Yetersizim.”

Bir eleştiri alındığında:
“Kesin kötü biriyim.”

Bir belirsizlik oluştuğunda:
“Kesin kötü bir şey olacak.”

Ve bir süre sonra bu düşünceler o kadar otomatikleşir ki kişi onları sorgulamadan gerçek kabul etmeye başlar.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), düşünceler, duygular ve davranışlar arasındaki ilişkiyi anlamaya odaklanan yapılandırılmış bir psikoterapi yaklaşımıdır.

Bu terapi yaklaşımına göre insan yalnızca yaşadığı olaylardan değil, o olayları nasıl yorumladığından etkilenir.

Çünkü aynı olay, farklı insanlar için farklı anlamlar taşıyabilir.

Örneğin bir kişi hata yaptığında:
“Bu normal, herkes hata yapabilir.”
diye düşünebilir.

Bir başkası ise:
“Ben başarısızım.”
sonucuna varabilir.

Yaşanan olay aynı olsa bile hissedilen duygu tamamen değişir.

BDT tam olarak bu düşünce sistemleriyle çalışır.

Bu yaklaşımın öncülerinden biri olan Aaron T. Beck, özellikle depresyon yaşayan kişilerin zihninde tekrar eden olumsuz düşünce kalıplarını incelemiş ve düşünce biçimlerinin duygular üzerinde güçlü etkisi olduğunu göstermiştir.

Daha sonra Albert Ellis da insanların olaylardan çok, olaylara yükledikleri anlamlardan etkilendiğini vurgulamıştır.

BDT’ye göre bazı düşünceler zamanla otomatik hale gelir.

Kişi farkında bile olmadan:

  • kendisini eleştirebilir,
  • en kötü senaryoya odaklanabilir,
  • reddedileceğini düşünebilir,
  • başarısız olacağına inanabilir.

Ve bu düşünceler zamanla:

  • kaygıya,
  • depresif duygulara,
  • özgüven problemlerine,
  • kaçınma davranışlarına
    neden olabilir.

Örneğin sosyal kaygı yaşayan biri:
“Herkes beni yargılıyor.”
düşüncesi nedeniyle insanlardan uzaklaşabilir.

Panik atak yaşayan biri:
“Kontrolü kaybedeceğim.”
korkusuyla sürekli bedenini kontrol etmeye başlayabilir.

Başarısızlık korkusu yaşayan biri ise hata yapmamak için hiç denememeyi seçebilir.

Çünkü zihin bir süre sonra kişiyi korumaya değil, sınırlamaya başlayabilir.

BDT bu döngüleri görünür hale getirir.

Çünkü bazen insanın en büyük yükü yaşadığı olaylar değil, zihninde sürekli tekrar eden düşüncelerdir.

Bu terapi yaklaşımında kişi yalnızca “neden böyle hissediyorum?” sorusuna değil, aynı zamanda:

  • “Bu düşünce ne kadar gerçekçi?”
  • “Kendime nasıl konuşuyorum?”
  • “Bu düşünce davranışlarımı nasıl etkiliyor?”
    sorularına da bakmaya başlar.

Terapi sürecinde kişi:

  • otomatik düşüncelerini fark etmeyi,
  • bu düşünceleri sorgulamayı,
  • daha gerçekçi ve dengeli bakış açıları geliştirmeyi
    öğrenmeye başlar.

Ama BDT yalnızca düşünmekle ilgili değildir.
Davranışlar da sürecin önemli bir parçasıdır.

Çünkü insan korktuğu şeylerden kaçındıkça kaygısı çoğu zaman daha da büyür.

Örneğin:

  • sosyal kaygısı olan biri insanlardan uzaklaştıkça yalnızlaşabilir,
  • panik yaşayan biri sürekli kontrol davranışları geliştirebilir,
  • özgüven problemi yaşayan biri kendisini geri plana atabilir,
  • başarısızlık korkusu yaşayan biri potansiyelini hiç deneyimleyemeyebilir.

Bu nedenle BDT’de kişi yalnızca konuşmaz.
Aynı zamanda yeni deneyimler geliştirmeye çalışır.

Bazen küçük bir adım…
Bazen uzun süredir kaçınılan bir durumla yüzleşmek…
Bazen kişinin kendisine söylediği cümleyi değiştirmesi…

Terapi sürecinin önemli parçaları olabilir.

Çünkü zihin ancak yeni deneyimler yaşadığında eski inançlarını sorgulamaya başlayabilir.

BDT genellikle:

  • kaygı bozuklukları,
  • depresyon,
  • panik atak,
  • obsesif kompulsif bozukluk,
  • sosyal kaygı,
  • travma sonrası stres,
  • özgüven problemleri,
  • ilişki sorunları,
  • öfke kontrol problemleri
    gibi birçok alanda kullanılan etkili bir terapi yaklaşımıdır.

Bilimsel araştırmalarla etkinliği en çok desteklenen terapi yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Bu terapi yaklaşımı genellikle bugünkü yaşam sorunlarına odaklanır.
Ancak kişinin düşünce kalıplarının kökeni çoğu zaman geçmiş yaşantılarla bağlantılı olabilir.

Örneğin çocuklukta sürekli eleştirilen biri yetişkinlikte:
“Yeterli değilim.”
inancını geliştirebilir.

Sürekli reddedilen biri:
“Kimse beni istemez.”
düşüncesini taşıyabilir.

Ve bu düşünceler zamanla kişinin hayatını fark etmeden yönlendirebilir.

BDT kişinin bu döngüleri fark etmesine yardımcı olur.

Çünkü insan bazen yıllarca kendi zihninin içindeki sert sesle yaşar ve bunun yalnızca bir düşünce olduğunu unutabilir.

Terapi süreci ilerledikçe kişi:

  • düşüncelerinin duygularını nasıl etkilediğini,
  • korkularının davranışlarını nasıl şekillendirdiğini,
  • kendisine karşı ne kadar sert olduğunu
    fark etmeye başlar.

Ve bazen ilk kez kendi zihniyle daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenir.

Çünkü amaç yalnızca semptomları azaltmak değildir.
Kişinin kendisine bakışını da dönüştürebilmektir.

Ve bazen iyileşme, ilk kez zihindeki o otomatik cümleye:
“Bu gerçekten doğru mu?”
diye sorabilmekle başlar.

İlk kez korkularına rağmen hareket edebildiğinde…

İlk kez kendisini yalnızca hatalarıyla değerlendirmemeye başladığında…

Ve ilk kez zihninin söylediği her şeye inanmak zorunda olmadığını fark ettiğinde…

Randevu Al .