PSİKODİNAMİK

PSİKODİNAMİK TERAPİ VE DİNAMİK PSİKOTERAPİLER
Psikodinamik terapi, insanın bugün yaşadığı duyguların yalnızca “bugüne” ait olmadığını söyler.
Bazen yetişkin bir insanın verdiği tepki, aslında yıllar önce incinmiş bir çocuğun sessiz çığlığı olabilir. Çünkü insan zihni geçmişi tamamen geride bırakmaz; yalnızca üstünü örter. Ve çoğu zaman bastırılan şey yok olmaz, yalnızca başka şekillerde kendini göstermeye başlar.
Psikodinamik terapi tam da bu görünmeyen alanla ilgilenir.
Sadece “Ne hissediyorsun?” diye sormaz.
“Bunu ilk ne zaman hissettin?” diye de bakar.
Bu yaklaşımın temelleri, modern psikolojinin en etkili isimlerinden biri olan Sigmund Freud tarafından atılmıştır. Freud, insan davranışlarının yalnızca bilinçli düşüncelerle açıklanamayacağını; bastırılmış duyguların, çocukluk yaşantılarının ve bilinçdışı süreçlerin insan yaşamını derinden etkilediğini savunmuştur.
Freud’un ardından Carl Gustav Jung, Melanie Klein, Donald Winnicott, John Bowlby ve Heinz Kohut gibi birçok önemli isim bu yaklaşımı geliştirmiştir.
Bugün psikodinamik terapi yalnızca klasik psikanaliz değildir.
Bağlanma kuramı, nesne ilişkileri kuramı, kendilik psikolojisi ve modern ilişki odaklı yaklaşımlar da bu ekolün içinde yer alır.
Çünkü bazı insanlar terk edilmekten bugün korkmaz.
Aslında çocukken duygusal olarak yalnız bırakılmanın izini taşırlar.
Bazı insanlar eleştiriye aşırı hassastır.
Çünkü içlerinde yıllardır susmayan bir yetersizlik sesi vardır.
Bazıları sürekli güçlü görünmeye çalışır.
Ama aslında kırılganlıklarının görülmesinden korkarlar.
Psikodinamik terapi, davranışın arkasındaki görünmeyen duygusal örgüyü anlamaya çalışır.
İnsanın yalnızca söyledikleriyle değil; sustuklarıyla, kaçındıklarıyla, tekrar eden ilişki döngüleriyle de ilgilenir.
Bu yaklaşımın temelinde şu fikir vardır:
İnsan, geçmiş ilişkilerini bugünkü ilişkilerinde yeniden yaşamaya eğilimlidir.
Bu yüzden kişi bazen:
- kendisini değersiz hissettiren insanlara çekilebilir,
- sürekli terk edilme korkusu yaşayabilir,
- aynı ilişki sorunlarını tekrar tekrar yaşayabilir,
- nedenini bilmeden yoğun öfke, suçluluk ya da boşluk hissedebilir.
Çünkü bilinçdışı zihin, çözülmemiş olanı tekrar etmeye meyillidir.
Psikodinamik terapi yalnızca semptomu susturmayı hedeflemez.
Kaygının neden oluştuğunu, öfkenin neyi koruduğunu, kişinin neden aynı acıyı yeniden yaşadığını anlamaya çalışır.
Bu terapi yaklaşımında çocukluk yaşantıları önemli bir yere sahiptir.
Çünkü insanın:
- sevgiyle ilişkisi,
- güven duygusu,
- kendilik algısı,
- bağ kurma biçimi
çoğu zaman ilk ilişkiler içinde şekillenir.
Bir çocuk:
- çok eleştirildiyse,
- duyguları görülmediyse,
- koşullu sevildiyse,
- korktuğunda yalnız bırakıldıysa,
bunlar yalnızca geçmişte yaşanıp bitmez. Yetişkinlikte kişinin iç sesi haline dönüşebilir.
Örneğin John Bowlby insanların erken dönem bağlanma deneyimlerinin yetişkin ilişkilerini etkilediğini savunurken; Donald Winnicott “yeterince iyi ebeveyn” kavramıyla çocuğun duygusal gelişimindeki güvenli ilişkinin önemini vurgulamıştır.
Psikodinamik terapi, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlamaya çalışır.
Bazen kişi dışarıdan başarılı görünür ama iç dünyasında sürekli eksik hisseder.
Bazen herkes tarafından sevildiği halde kendisini sevilmeye layık görmez.
Bazen “iyi olmak” için yaşar ama aslında ne hissettiğini bile bilmez.
Çünkü bazı insanlar yıllarca hayatta kalmayı öğrenir; ama kendileri olmayı öğrenemez.
Terapi süreci ilerledikçe kişi yalnızca geçmişini anlatmaz.
Kendini fark etmeye başlar.
Neden sürekli aynı insanlara çekildiğini,
neden bazı duygulardan kaçtığını,
neden kırılınca öfkelendiğini,
neden sevgi karşısında bile huzursuz hissettiğini anlamaya başlar.
Ve çoğu zaman terapi odasında ilk kez gerçekten görülmüş hisseder.
Psikodinamik terapi hızlı tavsiyeler veren bir yaklaşım değildir.
Daha çok insanın iç dünyasını birlikte keşfetme sürecidir.
Bu yüzden bazen bir cümle, yıllardır taşınan bir duygunun kapısını açabilir.
Çünkü insan zihni yalnızca unutmaz; saklar.
Ve bazen iyileşme, yıllardır sessiz kalan bir parçanın sonunda duyulabilmesiyle başlar.
Dinamik Psikoterapiler
Ancak psikodinamik terapi aslında daha geniş bir alanın parçasıdır. Dinamik Psikoterapiler olarak adlandırılır.
Dinamik psikoterapiler; insanın iç dünyasını, çocukluk deneyimlerini, bağlanma biçimlerini, bastırılmış duygularını ve bilinçdışı süreçlerini anlamaya çalışan terapi ekollerinin genel ismidir.
Bu yaklaşımın temelleri Sigmund Freud ile başlamış; daha sonra farklı kuramcıların katkılarıyla gelişmiştir.
Bugün dinamik psikoterapiler içerisinde:
- klasik psikanaliz,
- psikodinamik terapi,
- kısa süreli dinamik terapi,
- nesne ilişkileri kuramı,
- kendilik psikolojisi,
- bağlanma temelli yaklaşımlar,
- aktarım odaklı terapi,
- mentalizasyon temelli terapi
gibi farklı terapi modelleri yer almaktadır.
Örneğin Melanie Klein, kişinin iç dünyasında erken dönem ilişkilerin nasıl temsil edildiğini anlamaya çalışmıştır.
Donald Winnicott, çocuğun duygusal gelişiminde güvenli ilişkinin önemini vurgulamış ve “yeterince iyi ebeveyn” kavramını geliştirmiştir.
John Bowlby ise erken bağlanma deneyimlerinin yetişkin ilişkilerini nasıl etkilediğini açıklamıştır.
Daha modern dinamik terapi yaklaşımlarından biri olan aktarım odaklı terapi ise özellikle kişinin ilişki örüntülerini terapi ilişkisi içinde anlamaya odaklanır.
Mentalizasyon temelli terapi ise kişinin:
- kendi duygularını,
- düşüncelerini,
- davranışlarının nedenlerini
anlayabilme kapasitesini geliştirmeyi hedefler.
Tüm bu yaklaşımların ortak noktası şudur:
İnsan yalnızca bugünkü olaylardan değil, geçmiş ilişkilerinin izlerinden de etkilenir.
Bu nedenle bazı insanlar:
- sürekli terk edilmekten korkabilir,
- ilişkilerde aynı döngüleri yaşayabilir,
- yakınlaşınca geri çekilebilir,
- yoğun değersizlik hissedebilir,
- kendisini sürekli eleştirebilir.
Çünkü geçmiş deneyimler yalnızca anı olarak kalmaz.
Kişinin kendisini ve dünyayı algılama biçimini de şekillendirir.
Dinamik psikoterapiler, kişinin yalnızca semptomlarını değil; o semptomların altında yatan duygusal yapıyı anlamaya çalışır.
Çünkü bazen kaygı yalnızca kaygı değildir.
Öfke yalnızca öfke değildir.
Yoğun kontrol ihtiyacı, kıskançlık, onay arayışı ya da duygusal uzaklık geçmişte öğrenilmiş ilişki biçimlerinin devamı olabilir.
Terapi süreci ilerledikçe kişi:
- kendisini daha derin tanımaya,
- tekrar eden döngülerini fark etmeye,
- bastırdığı duygularla temas etmeye,
- ilişkilerde neden zorlandığını anlamaya
başlayabilir.
Ve çoğu zaman terapi odasında ilk kez gerçekten anlaşılmış hisseder.
Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca yalnızca güçlü görünmeyi öğrenmiştir.
Ama iç dünyalarını kimse gerçekten görmemiştir.
Dinamik psikoterapiler hızlı çözümler sunan yöntemler değildir.
Daha çok insanın kendi iç dünyasını keşfetme sürecidir.
Bu yüzden bazen küçük bir fark ediş bile yıllardır taşınan bir yükün çözülmeye başlamasına neden olabilir.
Ve bazen iyileşme, insanın ilk kez kendi hikâyesini gerçekten anlayabilmesiyle başlar.
PSİKODİNAMİK TERAPİ VE DİNAMİK PSİKOTERAPİLER
Psikodinamik terapi, insanın bugün yaşadığı duyguların yalnızca “bugüne” ait olmadığını söyler.
Bazen yetişkin bir insanın verdiği tepki, aslında yıllar önce incinmiş bir çocuğun sessiz çığlığı olabilir. Çünkü insan zihni geçmişi tamamen geride bırakmaz; yalnızca üstünü örter. Ve çoğu zaman bastırılan şey yok olmaz, yalnızca başka şekillerde kendini göstermeye başlar.
Psikodinamik terapi tam da bu görünmeyen alanla ilgilenir.
Sadece “Ne hissediyorsun?” diye sormaz.
“Bunu ilk ne zaman hissettin?” diye de bakar.
Bu yaklaşımın temelleri, modern psikolojinin en etkili isimlerinden biri olan Sigmund Freud tarafından atılmıştır. Freud, insan davranışlarının yalnızca bilinçli düşüncelerle açıklanamayacağını; bastırılmış duyguların, çocukluk yaşantılarının ve bilinçdışı süreçlerin insan yaşamını derinden etkilediğini savunmuştur.
Freud’un ardından Carl Gustav Jung, Melanie Klein, Donald Winnicott, John Bowlby ve Heinz Kohut gibi birçok önemli isim bu yaklaşımı geliştirmiştir.
Bugün psikodinamik terapi yalnızca klasik psikanaliz değildir.
Bağlanma kuramı, nesne ilişkileri kuramı, kendilik psikolojisi ve modern ilişki odaklı yaklaşımlar da bu ekolün içinde yer alır.
Çünkü bazı insanlar terk edilmekten bugün korkmaz.
Aslında çocukken duygusal olarak yalnız bırakılmanın izini taşırlar.
Bazı insanlar eleştiriye aşırı hassastır.
Çünkü içlerinde yıllardır susmayan bir yetersizlik sesi vardır.
Bazıları sürekli güçlü görünmeye çalışır.
Ama aslında kırılganlıklarının görülmesinden korkarlar.
Psikodinamik terapi, davranışın arkasındaki görünmeyen duygusal örgüyü anlamaya çalışır.
İnsanın yalnızca söyledikleriyle değil; sustuklarıyla, kaçındıklarıyla, tekrar eden ilişki döngüleriyle de ilgilenir.
Bu yaklaşımın temelinde şu fikir vardır:
İnsan, geçmiş ilişkilerini bugünkü ilişkilerinde yeniden yaşamaya eğilimlidir.
Bu yüzden kişi bazen:
- kendisini değersiz hissettiren insanlara çekilebilir,
- sürekli terk edilme korkusu yaşayabilir,
- aynı ilişki sorunlarını tekrar tekrar yaşayabilir,
- nedenini bilmeden yoğun öfke, suçluluk ya da boşluk hissedebilir.
Çünkü bilinçdışı zihin, çözülmemiş olanı tekrar etmeye meyillidir.
Psikodinamik terapi yalnızca semptomu susturmayı hedeflemez.
Kaygının neden oluştuğunu, öfkenin neyi koruduğunu, kişinin neden aynı acıyı yeniden yaşadığını anlamaya çalışır.
Bu terapi yaklaşımında çocukluk yaşantıları önemli bir yere sahiptir.
Çünkü insanın:
- sevgiyle ilişkisi,
- güven duygusu,
- kendilik algısı,
- bağ kurma biçimi
çoğu zaman ilk ilişkiler içinde şekillenir.
Bir çocuk:
- çok eleştirildiyse,
- duyguları görülmediyse,
- koşullu sevildiyse,
- korktuğunda yalnız bırakıldıysa,
bunlar yalnızca geçmişte yaşanıp bitmez. Yetişkinlikte kişinin iç sesi haline dönüşebilir.
Örneğin John Bowlby insanların erken dönem bağlanma deneyimlerinin yetişkin ilişkilerini etkilediğini savunurken; Donald Winnicott “yeterince iyi ebeveyn” kavramıyla çocuğun duygusal gelişimindeki güvenli ilişkinin önemini vurgulamıştır.
Psikodinamik terapi, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlamaya çalışır.
Bazen kişi dışarıdan başarılı görünür ama iç dünyasında sürekli eksik hisseder.
Bazen herkes tarafından sevildiği halde kendisini sevilmeye layık görmez.
Bazen “iyi olmak” için yaşar ama aslında ne hissettiğini bile bilmez.
Çünkü bazı insanlar yıllarca hayatta kalmayı öğrenir; ama kendileri olmayı öğrenemez.
Terapi süreci ilerledikçe kişi yalnızca geçmişini anlatmaz.
Kendini fark etmeye başlar.
Neden sürekli aynı insanlara çekildiğini,
neden bazı duygulardan kaçtığını,
neden kırılınca öfkelendiğini,
neden sevgi karşısında bile huzursuz hissettiğini anlamaya başlar.
Ve çoğu zaman terapi odasında ilk kez gerçekten görülmüş hisseder.
Psikodinamik terapi hızlı tavsiyeler veren bir yaklaşım değildir.
Daha çok insanın iç dünyasını birlikte keşfetme sürecidir.
Bu yüzden bazen bir cümle, yıllardır taşınan bir duygunun kapısını açabilir.
Çünkü insan zihni yalnızca unutmaz; saklar.
Ve bazen iyileşme, yıllardır sessiz kalan bir parçanın sonunda duyulabilmesiyle başlar.
Dinamik Psikoterapiler
olarak adlandırılır.
Dinamik psikoterapiler; insanın iç dünyasını, çocukluk deneyimlerini, bağlanma biçimlerini, bastırılmış duygularını ve bilinçdışı süreçlerini anlamaya çalışan terapi ekollerinin genel ismidir.
Bu yaklaşımın temelleri Sigmund Freud ile başlamış; daha sonra farklı kuramcıların katkılarıyla gelişmiştir.
Bugün dinamik psikoterapiler içerisinde:
- klasik psikanaliz,
- psikodinamik terapi,
- kısa süreli dinamik terapi,
- nesne ilişkileri kuramı,
- kendilik psikolojisi,
- bağlanma temelli yaklaşımlar,
- aktarım odaklı terapi,
- mentalizasyon temelli terapi
gibi farklı terapi modelleri yer almaktadır.
Örneğin Melanie Klein, kişinin iç dünyasında erken dönem ilişkilerin nasıl temsil edildiğini anlamaya çalışmıştır.
Donald Winnicott, çocuğun duygusal gelişiminde güvenli ilişkinin önemini vurgulamış ve “yeterince iyi ebeveyn” kavramını geliştirmiştir.
John Bowlby ise erken bağlanma deneyimlerinin yetişkin ilişkilerini nasıl etkilediğini açıklamıştır.
Daha modern dinamik terapi yaklaşımlarından biri olan aktarım odaklı terapi ise özellikle kişinin ilişki örüntülerini terapi ilişkisi içinde anlamaya odaklanır.
Mentalizasyon temelli terapi ise kişinin:
- kendi duygularını,
- düşüncelerini,
- davranışlarının nedenlerini
anlayabilme kapasitesini geliştirmeyi hedefler.
Tüm bu yaklaşımların ortak noktası şudur:
İnsan yalnızca bugünkü olaylardan değil, geçmiş ilişkilerinin izlerinden de etkilenir.
Bu nedenle bazı insanlar:
- sürekli terk edilmekten korkabilir,
- ilişkilerde aynı döngüleri yaşayabilir,
- yakınlaşınca geri çekilebilir,
- yoğun değersizlik hissedebilir,
- kendisini sürekli eleştirebilir.
Çünkü geçmiş deneyimler yalnızca anı olarak kalmaz.
Kişinin kendisini ve dünyayı algılama biçimini de şekillendirir.
Dinamik psikoterapiler, kişinin yalnızca semptomlarını değil; o semptomların altında yatan duygusal yapıyı anlamaya çalışır.
Çünkü bazen kaygı yalnızca kaygı değildir.
Öfke yalnızca öfke değildir.
Yoğun kontrol ihtiyacı, kıskançlık, onay arayışı ya da duygusal uzaklık geçmişte öğrenilmiş ilişki biçimlerinin devamı olabilir.
Terapi süreci ilerledikçe kişi:
- kendisini daha derin tanımaya,
- tekrar eden döngülerini fark etmeye,
- bastırdığı duygularla temas etmeye,
- ilişkilerde neden zorlandığını anlamaya
başlayabilir.
Ve çoğu zaman terapi odasında ilk kez gerçekten anlaşılmış hisseder.
Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca yalnızca güçlü görünmeyi öğrenmiştir.
Ama iç dünyalarını kimse gerçekten görmemiştir.
Dinamik psikoterapiler hızlı çözümler sunan yöntemler değildir.
Daha çok insanın kendi iç dünyasını keşfetme sürecidir.
Bu yüzden bazen küçük bir fark ediş bile yıllardır taşınan bir yükün çözülmeye başlamasına neden olabilir.
Ve bazen iyileşme, insanın ilk kez kendi hikâyesini gerçekten anlayabilmesiyle başlar.